Muhalif basının truva atı: İsmail Saymaz
Ardında birçok tartışma bırakan ve maalesef adına yakışır biçimde geçmeyen bir 1 Mayıs’ı daha geride bıraktık. Bazen küçücük bir an size bütün çerçeveyi sunabilir, bu 1 Mayıs da öyleydi. Ülkedeki konfederasyonların, muhalif olduğunu iddia eden bazı gazetecilerin nasıl bir işçi sınıfı hayal ettiğini apaçık ortaya çıkardı.
İstanbul’da 1 Mayıs günü, Bozdoğan Su Kemeri’nin güne damgasını vuran fotoğrafıyla başladı. Kemerin altında kasklarıyla ve kalkanlarıyla yan yana dizilmiş polisler, tarihsel 1 Mayıs alanı Taksim’e yürümek için Saraçhane’de toplanan emekçilerin önüne duvar ördü. Sonrası çorap söküğü gibi geldi. Saraçhane’den Taksim’e yürümek isteyen kalabalık sahipsiz bırakıldı, başta sorumluluğu alan tertip komitesi kitleyi kaderine terk etti. Taksim sözünün arkasında durulamadı, kitlenin beklentisi karşılanamadı ve konfederasyonlar alandan çekildi. Taksim kararından vazgeçme anonsu kalabalık tarafından yuhalanarak karşılandı. Sonrasında Taksim’e yürümek isteyen kitleye polisin copla, plastik mermiyle, biber gazıyla saldırısına tanık olduk.
Malum, hayatımızda bazı isimler var. Her gün sosyal medyada, akşam televizyon kanallarında büyük bir özgüvenle değerli kanaatlerini bizimle paylaşıyorlar. Hatta birçoğu fikirlerinden ziyade kendi kariyer planları neyse onun gerektirdiği yönlendirmeleri paylaşıyor bizimle. Toplumun hatırı sayılır bir kesimi tarafından dikkatle dinleniyorlar, özellikle kendilerine muhalif diyenlerin sahip çıktığı bu isimler orta yolculuğun tarihinde birer inci gibi parlıyorlar. Muhalif gazeteciler diye anılan ama neye muhalif oldukları pek de açık olmayan bu isimlerin büyük bir kısmı hayatımıza Doğan Medya’yla girdi. Bu isimlerden birkaçı 1 Mayıs öncesinde ve sonrasında yaptıkları açıklamalarla esasen neye muhalif olduklarını netleştirdiler: Sınıf siyaseti.
Bu ülkede yediden yetmişe herkes ucuz emek cehenneminde öğütülürken susmayı tercih eden bu isimler, işçi bayramıyla ilgili fikir beyan etmekte bir beis görmüyorlar. Burada mesele fikir beyan etmelerinden ziyade emekçiler için II. Enternasyonal’den bu yana büyük önem taşıyan 1 Mayıs’ı sıkıştırdıkları hat. Biraz açalım.
[mailerlite_form form_id=10]
Bozdoğan Kemeri fotoğrafının sosyal medyaya düşmesinin ardından gazeteci İsmail Saymaz sosyal medya hesabından Sözcü TV'de söylediklerini paylaştı: “Bu kadar polis ve askeri Suriye ve İran sınırına koysaydınız, değil kaçak göçmen, kaçak kuş bile içeri giremezdi.” Akşam da parlak fikirlerini televizyonda aktarmaya devam etti. “1 Mayıs solcu bayramı değildir. 1 Mayıs işçilerin ve emekçilerin dayanışma günüdür. Solcular toplansınlar birbirinin sırtını sıvazlasınlar, gitsinler polise çubukla vursunlar günü değildir” dedi. Saymaz’ın açıklamalarından sonra fikren kendisine yakın olan olmayan birçok isim bu parlak kanaatlerin arkasında durdu, sosyal medyada bir ağızdan tekrarladı, sayelerinde koskoca 1 Mayıs iki ana hatta sıkıştı: Açık mülteci düşmanlığı ve alandakilerin kriminalize edilerek “barbar”, “vandal”, “marjinal gruplar” ilan edilmeleri.
Türkiye’de mülteci nefreti her geçen gün büyürken, faşizm de çoktandır apolitik gençlerin çevrimiçi arzu nesnesine dönüşmüşken böyle bir açıklamayı 1 Mayıs’ta yapmak fazlasıyla kasıtlı olsa gerek. İktidarın dış politika tercihlerini eleştirmekten ziyade ülkesindeki savaştan kaçıp Türkiye’ye sığınanları hedef göstermek çok daha kolay ve ucuz elbette. 1 Mayıs’ta mültecilere yönelik bir mesele tartışılacaksa, mülteci emeğinin nasıl sömürüldüğü ve sermayenin bu sömürüden nasıl nasiplendiği tartışılabilir. Ama bunları tartışmanın bedeli yüksek.
İsmail Saymaz’ın ikinci açıklaması ise kendisinin işçi sınıfı siyaseti karşıtlığına dair daha fazla netlik taşıyor. 1 Mayıs’ın tarihini bilmediğini sanmıyorum. Hatta bana kalırsa bilmeden böyle bir açıklama yapması çok daha masum olurdu. Çünkü tarihi ve teorik birikimi bile isteye buraya bükmek daha art niyetli, kasıtlı ve planlı bir fikir bütününün ürünü. Ne oldu da sadece birkaç gün önce katıldığı bir programda işçilerin ölümünü gözleri dolarak anlatan İsmail Saymaz, 1 Mayıs’ta bir anda polis radyosuna döndü?
Bu ülkede emek rejimine dair tartışılması ve çözülmesi gereken onca adaletsizlik varken, İstanbul’un göbeğinde işçiler yanarak can verirken, emekliler geçinemedikleri ve genç öğretmenler atanamadıkları için inşaatlarda çalışıp hayatını kaybederken, bu devlet maden faciasında ölen işçilerin cesetlerini bile bulamazken, bu memleketin çocukları sermaye biraz daha doysun diye MESEM cehenneminde katledilirken, çocuklar okula aç giderken bazı isimler 1 Mayıs’ta direnenlere laf uzatma cüreti gösterebiliyor. Çünkü sınıf bilincinden yoksun, yoksul, sessiz, örgütsüz, güçsüz, rıza gösteren ve en önemlisi asla özne olamayan bir işçi sınıfı arzu ediyorlar.
İşçi sınıfı siyaseti müesses nizamın öyle büyük bir kabusu ki bütün kanaat esnafını aynı potada buluşturuveriyor. İsmail Saymaz yalnız değil. Yeni anayasa tartışmalarının da olduğu bir dönemde, Taksim ısrarı iktidarın keyfiliğine ve adaletsizliğine karşı bir tepkiyken bunu sanki bir "solcu romantizmi" gibi sunan ve bu ısrardan vazgeçilmesi gerektiğini salık veren liberal ezberin savunucularından biri de Nuray Mert… Sosyal medya hesabından “Bu nedir arkadaş, bu nedir? Bu vurduğunuz polisler kimin polisi? 1 Mayıs marjinal grupların Taksim'e çıkma ısrarından çıkarılmalıdır artık. Bu ezber bozulmalı...Bu rezalet yaşanmamalı,” diye feryat eden, yelkenini rüzgara göre ayarlama erbabı Cüneyt Özdemir… Her sabah YouTube kanalında gündeme dair kanaatlerini geveleyen, 1 Mayıs’ta alanda polisin saldırılarına direnenleri "vandal” olarak nitelendiren Fatih Altaylı ve “Gittiniz oraya kadar, polis karşınızda duruyor. Geçebilir miyiz, geçemezsiniz, izin veriyor musunuz, vermiyoruz. O zaman…” şeklindeki açıklamasıyla memleketin sosyalistlerine akıl veren değerli asistanı Emre Bey…
Hakikat yerine hayallerindeki pozisyon için gazetecilik yapanlar, ölen işçilerle ağlayıp katillerle gülenler, kibirleri gözlerini kör ettiği için memleketin sosyalistlerine akıl vermeye kalkışıp tartışma hattını kendileri çizmek isteyenler, devranın döneceğini hissedip devranın döneceği tarafta herkesten önce sandalye kapmaya çalışanlar… Hepsi aynı hizada. Biz de tam karşılarındayız.
Evet, bu 1 Mayıs Türkiye solunun kendine dair ciddi özeleştiriler vermesi gereken hatalarla dolu. Türkiye’de sendikaların geldiği hal, Taksim konusunda ciddi bir hazırlık yapılmamış olması, sosyalist solun dağınık ve neredeyse artık sadece birbirlerinin hatalarıyla meşgul yapısı, mücadeleyi kendisinden ziyade düzen içi yapılardan devşirme kolaycılığı, 1 Mayıs gibi bir günden iktidarın sıyrılmasına fırsat verilmesi gibi uzayan bir dizi başlık var elimizde. Fakat bu demek değil ki eleştiriyi ülkenin sosyalistlerine akıl verme işini İsmail Saymaz ve türevleri yapabilir. Bu memleketin sosyalistleri ne kimseden akıl ne de kendilerine yer açılsın diye birilerinden icazet alacaklar. “Devlet yarına bırakır ama yanına bırakmaz” gibi kof sloganlara sarılanları, mış gibi yapanları, taraf seçmekten korkanları tanıyoruz. Duvarlarınız yıkılacak, maskeleriniz bir bir düşecek, elbet yüzleşeceğiz.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()