Müziğinizi nasıl alırdınız?

Müziğinizi nasıl alırdınız?
vinylvsdigital

iPod’u icat ederek dijital müzik devrimini ateşleyen Steve Jobs, hayatı boyunca MP3 dinlemedi. Bunun yerine sadece plaklardan müzik dinledi. Ona göre müziği dijital bir formatta dinlemenin anlamsız bir tarafı vardı. Yarattığı ürünün gösterdiği başarıya, bu kadar çok insanın özgür iradesiyle, “kullanışlılık ve fiyatı” kaliteye tercih etmesine fazlasıyla şaşırmıştı. Şüphelenmek için mantıklı sebepleri de vardı.

Dijital durdurulamıyor

Bugün dinleme yöntemlerimize dair hiçbir şey fiziksel bir albümün uyandıracağı dikkati uyandırmıyor veya fiziksel bir albümün kalitesini vaat etmiyor. Plağa geri dönüş eğilimi olmasına rağmen streaming giderek daha fazla güç kazanıyor. Bu noktada, müzik dinleme deneyimimize dair yepyeni bir paradigma ortaya çıkıyor.

Ancak dijital devrimin sadece müziği nasıl tükettiğimizi değil, müziğin bize ve bizim için neler yapabildiğini de değiştirdiği daha açık bir biçimde ortaya çıkıyor. Uzman biliminsanları çevrimiçi müzik dinlemenin müziğin dinleyici üzerindeki gücünü neredeyse tamamen kısırlaştırabildiği ihtimali üzerinde durmaya başladılar.

Peki, vardıkları sonuç? Kısırlaştırıyor, üstelik oldukça güçlü bir biçimde kısırlaştırıyor.

Atlamak ve sekmek

Dolby Laboratuvarları’ndan biliminsanı ve Stanford’ın Müzik ve Akustikte Bilgisayar Araştırmaları Merkezi’nde danışmanlık yapan Poppy Crum, dijital müziğin dinleme alışkanlıklarımız üzerindeki psikolojik etkilerini anlattı.

“Bir müzik eserine duyulan gerçek aşk veya takdir, bu müziğe ilişkin bilgimizin derinliğiyle ortaya çıkar” diyen Crum, müzikle yaşanan gerçek bir deneyimi yaratan üç önemli etkeni sıraladı: tekrarlanan maruz kalma, yineleme ve maksat. Bu döngü de, “tadına bak ve bırak” dünyasında çok kısa bir sürede tamamlanabilir. Ona göre, ulaşılabilir ve geniş çerçevedeki müzik beğenisi açısından streaming'in faydaları, streaming alışkanlıklarının duygusal deneyimimiz üzerindeki potansiyel olumsuz etkilerine göre daha ağır basıyor.

Crum, “Memnuniyet, keyif ve tatmin gibi coşkulu duygusal tepkiler ancak hızlı streaming'e ve birçok farklı şeye sürekli maruz kalmanın tersi koşullarda ortaya çıkabilir” diyor. Dikkatsizce dinlemek ve atlamak bu durumda bu bağları kurmanın yolunu tıkıyor. “Böylece bu deneyim daha baştan yaşanmıyor, ‘tadına bak ve bırak’ merkezli bir streaming dünyasında bu deneyim gerçekleşmeden yanından hızlıca ilerleniyor.”

Bu tam da günümüzde nasıl müzik dinlediğimizi tanımlıyor. Yeni toplanan bir Spotify datası, müzikal dikkatimizin genişliğinin ne kadar daraldığını resmediyor. Bir şarkının sonunu getirme ihtimalimiz sadece yüzde 50. İnsanlar bir şarkının tamamını ne kadar nadir dinliyorlarsa, duygusal bağları kurmak için geriye dönme ihtimalleri de bir o kadar az oluyor. Dönseler bile bu duygusal bağları üzerine inşa edecekleri güçlü bir temele sahip olamıyorlar.

Birçok müzik profesyoneli de bu bağın eksikliğinden bahsediyor ve bunun suçlusu olarak kalitesi azalan ses dosyalarını görüyorlar. Plak şirketleri, orijinal haliyle tonlarca veri taşıyan kayıtları dijital formata dönüştürdüğünde, çok daha az yer kaplayan  MP3 formatına sokuyorlar.

Fakat bu sıkıştırma süreci, esas müzikal verinin yüzde 91’ini çıkarıp atıyor ve açılan boşlukları algoritmalar kullanarak dolduruyor. Bu kaybolan ayırt edici özelliklerin eksikliğini gidermek için de ses seviyesi yükseltiliyor ve sonunda ulaşılan dalga biçiminin eski hâlinden eser kalmıyor. Sadece bu da değil, bu formatı dinlemek kulaklarınızı yorabiliyor da. Sonuç olarak ulaşılan format, tasarımcı Christopher Clark’ın hazırladığı “A Visual History of Loudness” infografiğinin açıkladığı gibi, katı bir ses tuğlasına benziyor.

Mastering mühendisi Bob Ludwig’e göre, insanların albümlerle eskisi kadar yoğun ilişki kurmamasının en temel sebeplerinden biri bu. Ludwig, NPR’a verdiği söyleşide “Bir albümün tamamını bu şekilde sıkıştırılmış bir formatta dinlediğinizde kulaklarınız yorgun düşüyor. Müzikten keyif alabiliyorsunuz ama geri dönüp tekrar dinleme hevesiniz olmuyor” diyor.

Araştırmalar müzik kalitesinin verdiğimiz duygusal tepkiler üzerinde çok büyük bir etkisi olduğunu gösteriyor. DTS’te çalışan ses araştırmacıları, yakın tarihte yaptıkları bir çalışmada bir grup dinleyiciyi iki gruba ayırdı. Bir grup, Spotify’ın varsayılan ses formatı olan 96 kbps’de bir video izlerken, diğer grup da aynı videoyu 256 kbps ses formatında izledi. 256 kbps ile dinleyenlerin beyinlerindeki tepkiler, hafıza yaratımını ölçen istatistiklerde %14 daha güçlüyken, tatmine yönelik tepkiler ise yüzde 66 daha yüksek çıktı. Ki bu sadece 96 ile 256 kbps arasında fark.

Vinil plakların ise tam 1000 kbps’de çaldığı tahmin ediliyor. Müzik dijitale çevrildiğinde sadece değerini değil duygusal gücünü de yitirebiliyor.

Peki, gelecekte neler olacak?

Müziğe duygusal ve entelektüel tepkiler verebilme kabiliyetimizin dijitale geçişle birlikte darbe almasına rağmen müziğin hâlâ insanlar üzerinde muazzam bir güce sahip olduğu aşikar. Olmasaydı, sınırsız bir streaming servisine ihtiyaç duymazdık zaten.

Öte yandan, biz teknolojinin hükmettiği ve durmadan dijitalleşen dünyamızın daha da derinlerine inerken, müziğin işlevi de değişebilir.

Crum, “Müzik geçmişte çok daha fazla odaklandığımız ve daha fazla dikkatimizi ayırdığımız bir deneyim olmuş olabilir. Bazı açılardan varlığını hâlâ bu şekilde sürdürüyor. Şimdilerde dikkatimizi bölüştürdüğümüz eylemlerden birine dönüşüyor” diyor. Crum’a göre, streaming sayesinde her yerden ulaşılabilir olan müzik, dikkat süremizi bölmeye devam eden bir dünyada odaklanmayı sağlayabilmemiz için hayati bir araca dönüşebilir.

Ama yine de bir şey hep eksik kalacak, sadece bir plağın kapağı veya bir platin albümün varlığı değil. Yeni formatlar ve yeni müzik dinleme alışkanlıklarımızla kaybettiğimiz şey kendimizden bir parça, cebimizde değil, kalbimizde sakladığımız müzikal tarafımız.


*Bu yazı, Merve Evirgen tarafından Tom Barnes’ın mic.com'da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.