Müzikte paradigma değişimi: Post-Post-Punk?
İçinde yaşadığımız zamanı tanımlamak için kullanılan hemen her terimin başında bir “post” öneki yer alıyor: Post-modern, post-endüstriyel, post-truth, post-hümanist, post-apokaliptik… Dünya değişiyor ve bu değişimin etkilerini ortaya çıkan yeni tartışmalarda, kavramlarda ve alanlarda gözlemlemek mümkün. Müzikte bunun karşılığı olan “post-punk”, 1970’lerde punk hareketinin bir uzantısı olarak ses vermeye başlamıştı. Punk’tan farklı olarak daha karanlık bir atmosfere, karmaşık şarkı yapılarına ve derinlikli sözlere sahip olan post-punk, aynı zamanda gitarda efektlerin hakimiyetine ve başta synthesizer olmak üzere enstrümantal bir çeşitliliğe sahip olmasıyla dönemi için yeni bir alan açıyordu.
Brit-pop hakimiyetindeki 90’larda, post-punk sessizce kenarda bekliyordu. Ancak 2000’lerin başında Interpol, The Strokes, Editors gibi grupların öncülük ettiği post-punk-revival[i] dalgası, post-punk’ı tekrar anaakıma taşıdı. Yine de bu hareket kısa sürdü. Zamanla rock müziğin etkisini kaybetmesiyle revival dönemindeki grupların çoğu ya dağıldı ya da kemik bir dinleyici kitlesiyle yola devam etti. Kalanlar ise yeni arayışlara yelken açtı. Şimdilerde daha Britanya merkezli bir hareketlilik söz konusu. IDLES, Fontaines D.C., Yard Act, shame, Dry Cleaning, Squid, Black Midi ve Black Country, New Road gibi gruplar müzikleri, sözleri ve imajlarıyla günümüz müzik dünyasına yakınsayan ve aynı zamanda bu dünyadan ayrışan bir noktada duruyor.
Yeni dalga grupların tarzları, önceki post-punk hareketleri kadar karanlık değil. Daha renkli kıyafetleri ve enerji dolu imajlarıyla farklı bir kimlik yaratıyorlar. Şarkılarındaki artan öfke, günümüz politik atmosferine bir cevap niteliğinde. Daha hareketli ritimler kulaklarımızda çınlıyor, vokaller daha fazla bağırıyor ve daha hızlı ya da konuşur gibi söylenen sözler bu sefer doğrudan güncel politik meselelere de değiniyor. Bu gruplar post-punk çizgisindeler ama sınırlarla oynamaktan ya da yeni unsurları oyuna dahil etmekten de geri durmuyorlar. Post-punk’ın özgünlüğü, elektronik, hip-hop ya da reggae gibi müziklerde yapılanları kendi heybesine katmasındaydı. Yeni dalga gruplar bu yaklaşımı sürdürüyor ancak daha da ileri giderek.
Bu açıdan post-punk sahnesinde bir paradigma değişimini zorladıkları iddia edilebilir. Progresif ögelere yer vermeleri, cazla iç içe geçen şarkı yapıları ya da elektronik altyapılar kullanmaları bu değişimin göstergeleri[ii]. Üflemelilerden yaylılara kadar kullanılan enstrümanların çeşitliliği artmış durumda. Efektler ve pedallarla birlikte ses deneyleri yapılıyor. Çıplak, donuk ama balyoz gibi inen bas line’ları, monoton bir tempo tutturan çiğ davul ritimleri, arkada tekrar eden reverb’lü gitar riffleri ve karanlık synth’lerin üstüne söylenen boğuk vokallerden ibaret bir post-punk yok sahnede. Daha geniş ve deneysel bir yelpaze karşımıza çıkıyor. Bu özellikleriyle son dönem post-punk hareketliliğini, müzikte yeni bir paradigmayı zorladığı için “post-post-punk” olarak tanımlayabiliriz[iii]. Bahsi geçen değişimler post-punk’ın kendi döneminde diğer türlerden -özellikle punk’tan- ayrıştığı noktalara işaret etse de yeni dalga gruplar değişimi daha da ileri götürdüğü için post-post-punk tanımlamasını kullanarak yeni ve farklı bir kopuş yaşandığını vurgulayabiliriz.
[mailerlite_form form_id=10]
(Post)Brexit Kuşağı
Peki, Britanya neden bir kez daha post-punk temelli bir müzik hareketine ev sahipliği yapıyor? 60’lardaki gençlik ve kimlik hareketlerinin ve Thatcher dönemi politikalarının punk ve post-punk üzerinde nasıl bir etkisi olduğunu düşündüğümüzde, Brexit sonrası benzer bir krizin bu yeni hareketi şekillendirdiğini söyleyebiliriz. Brexit süreci, yalnızca İngiltere’nin politik haritasını değil toplumsal atmosferini de değiştirdi. Avrupa’da da yüksek desibelden duyulmaya başlayan aşırı sağ söylemler, göçmen karşıtlığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, gelir adaletsizliği, işsizlik ve barınma sorunu gibi krizler, genç kuşağın müziğini şekillendiren ve şarkılarında konu edinilen unsurlar.
Post-punk revival grubu The Libertines’den Pete Doherty, Brexit sonrasına politik olarak değil ama müzikal anlamda olumlu beklentiler yükleyerek “çılgın ve yeni bir dalga” ortaya çıkacağını ifade etmişti. Nitekim bu gruplar da Brexit sürecinde görünürlük kazandı ya da sonrasında kuruldu. Bu hareketliliği kategorize edecek bir tanım ihtiyacının sonucunda crank wave, new weird Britain, post-Brexit new wave ya da Windmill sahnesi[iv] gibi isimler bulunmuş durumda. Bu kavramsallaştırma tartışmasına (her şeyi bir kavram şemsiyesinin altına sokma çabasının ne kadar gerekli olduğunu tartışmayı bir kenara bırakarak) post-post-punk[v] ifadesiyle yeni bir boyut katmak mümkün. Bu grupların, dönemin sosyopolitik ve kültürel krizleriyle paralel olarak şekillendiği açık. Müzikal tarzları, yalnızca bir sanat formu değil, aynı zamanda bu değişimin bir izdüşümü.
Dry Cleaning’nin "Strong Feelings" şarkısında Brexit’in yansımalarını doğrudan görmek mümkün: “Sadece beğenilmek istiyorsun. Seni beğeniyorum. Kal. Burası Avrupa.”[vi] Geçim sıkıntısından barınma sorununa, öğrenci kredilerinden yabancılaşan ilişkilere değinerek modern İngiltere tasviri yapan Hallan grubu, "Modern England" şarkısında Brexit’in sancılarını benzer bir şekilde anlatıyor: “Belki kırmızı pasaportumu alıp İspanya’ya bir seyahat planlayacağım. Ama sahip olduğu güzellik bir daha eskisi gibi olmayacak.” Avrupa’da hareket serbestisi sağlayan kırmızı pasaportlardan mavi pasaportlara geçiş, Avrupa Birliği’nden ayrılmaya referans olarak tekrarlayan bir tema olarak karşımıza çıkıyor. IDLES’ın "Great" şarkısı da Brexit sonrasını pasaport üzerinden anlatıyor: “Blighty[vii] mavi pasaportunu istiyor. Birliğin ne için olduğundan pek emin değil. Köprüleri yakıyor, kapıları kapatıyor. Kıyıda ne gördüğünden emin değil.”
Müzik ve lirik açısından benzerlikler taşımalarına rağmen, post-Brexit kuşağı altında değerlendirilmelerine karşı çıkanlar da mevcut. Black Midi grubunun basçısı bunlardan biri: “Eğer böyle bir sınıflandırma yapılacaksa yeni çıkmaya başlayan gruplara bakılmalı” diyerek bir ayrım yapıyor. Benzer tarzda müzik yapan Protomartyr ve Preoccupations gibi Kuzey Amerikalı grupların varlığı, bu kategorizasyonun geçerliliğini bir noktada tartışmaya açık hale getiriyor. Ayrıca yaptıkları müziğin bir şeylere benzetilerek tanımlanmasından rahatsız olduklarını dile getiren hatta yer yer alaycılığa sığınan eleştiriler de mevcut. BCNR bu konuda iki örnek sunuyor. "Science Fair" şarkısında kendileri için histerik bir biçimde “dünyanın en iyi ikinci Slint tribute grubu” diyerek diğer gruplarla yapılan kıyaslamaları alaya alıyorlar. Ayrıca bir röportajlarında, kimilerince ciddiye alınan, “Hedefimiz bir sonraki Arcade Fire olmak” ifadesiyle bu alaycılığı sürdürüyorlar.

Daha hızlı ve daha öfkeli
Brexit döneminde ortaya çıkmalarının dışında ortaklaşabilecekleri diğer nokta ise müziklerindeki hız ve öfke. Her şeyin hızla değiştiği, internet ve sosyal medya akışının önüne çıkanları kendi girdabına kattığı böylesi bir krizler çağında, yapılan müziklerin de buna uyan bir metronom tutturması hiç şaşırtıcı değil. Post-post-punk gruplarında hız ve öfkenin nasıl ve ne kadar arttığını kıyaslamak için, "Damaged Goods" şarkısının 1979 tarihli orijinal Gang of Four kaydını ve IDLES cover’ını peş peşe dinlemek yeterli. Post-post-punk gruplarının şarkıları inişli-çıkışlı bir şekilde ilerliyor ancak bir noktada yükselen hız ve öfkeye teslim oluyorsunuz. Birçok şarkı, dinleyicide katarsis etkisi oluşturacak şiddette. Kişisel hezeyanlar, endişeler ve yabancılaşma temaları işleniyor.
Dönemin politik atmosferinden etkilenen post-punk’ta da benzer tema ve duygulara yer veriliyordu. Post-post-punk’ın ayrıştığı nokta ise daha doğrudan referans ve göndermelerle güncel politik meselelere değinmesi. Ayrıca gündelik hayat her yönüyle şarkı sözlerinde kendisine yer buluyor. Hala eskisi gibi örtük anlatımlar yer almakla birlikte, failleri hedefleyen aktif (ve aktivist) bir tutumla hareket ediyorlar. Sınıf, toplumsal cinsiyet ve göç gibi başlıklar eleştirilerini yönelttikleri alanların başında geliyor.
Post-post-punk’ın en politik grubu sıfatını atfedebileceğimiz IDLES’ın hem duruşuyla hem de çıkış zamanı itibarıyla daha öncü bir rol oynadığı söylenebilir. Paradigma değişiminin sözlere yansımasını IDLES’ın “Samaritans” şarkısında görebiliyoruz: “Gerçek bir erkeğim ve ağlarım. Kendimi seviyorum ve denemek istiyorum. İşte bu yüzden babanı hiç ağlarken görmüyorsun” diyerek The Cure’un “Boys Don’t Cry” şarkısının bıraktığı yerden bu zamana nelerin değiştiğini gösteriyor.
Benzer şekilde, solist Joe Talbot’un annesinin ölümü üzerine yazdığı “Mother” şarkısında, kadınların çalışma hayatında ve toplumda konumlandırıldığı yere bir eleştiri getiriyorlar. “Ne Touche Pas Moi” ise, özellikle #MeToo hareketiyle farkındalık yaratan kadın bedeni ve kadının rızası tartışmalarını, konserlerde gördükleri rahatsız edici görüntülerden sonra işledikleri bir şarkı. Bir başka grup olan Squid’in "Pamphlets" şarkısı ise evden çıkmayan ve gündemi kapısının önüne bırakılan sağcı propaganda broşürlerinden takip eden birini anlatıyor: “Broşürler kapımda, broşürler zeminimde. Açık ol. Her şeyimiz var. Senin sevdiğin her şey.”
Elbette politik konumlanmaları sadece şarkı sözlerinin içeriğiyle sınırlı değil. Örnek vermek gerekirse, bu sene içerisinde grupların politik tutumlarını ortaya koydukları çeşitli eylemlere tanık olduk. IDLES’ın göçmenleri konu alan “Danny Nedelko” şarkısının Glastonbury’deki performansı, Banksy’nin İngiltere’deki göçmen politikalarına dikkat çektiği bir eyleme sahne oldu. Yine Glastonbury’de "The Trench Coat Museum" performansını adeta bir basın açıklamasına dönüştüren Yard Act, Ukrayna, Sudan ve Filistin için özgürlük ve dayanışma çağrısında bulundu. Fontaines D.C., Massive Attack ve Young Fathers ile birlikte çıkardıkları plak satışının gelirlerini, Filistin’deki yardım çalışmalarında yer alan Sınır Tanımayan Doktorlar’a destek amacıyla bağışlayacaklarını duyurdu. Ayrıca Fontaines D.C. 20 Ağustos’ta Zorlu PSM’de yapılması planlanan Türkiye konserini, Zorlu’nun İsrail ile devam eden ticari ilişkileri nedeniyle, küresel boykot hareketinin çağrılarına destek vermek amacıyla iptal etti.
Punk zaten politik bir hareket değil miydi? Evet ama post-punk’ı punk’tan ayıran şeylerden biri de politik konulardan ziyade kişisel hezeyanlar ve ruhsal bunalımları konu edinmesiydi. Özellikle post-punk-revival gruplarının güncel ve politik meselelere değinmekten uzak olduğunu düşünürsek, yeni dönem gruplar politik bilinci yeniden müzik sahnesine taşıyarak önemli bir adım atıyor. Çünkü şu sıralar yankılanan şarkıların güncel meselelere dair bir çift sözü var. Gerçekten de şarkı söylemekten çok şarkıyı okudukları vokal teknikleri nedeniyle bildiri okumaya ya da iç dökme seansına dönüşen şarkılar duyuyoruz.
Şarkı söylemek yerine "şarkı okumak" ya da "şarkı konuşmak" diye çevirebileceğimiz sprechgesang, bu grupların sıkça başvurduğu bir vokal stili. Uzun cümlelerden oluşan sözler, rap’e yakınsayan bir konuşma şeklinde seslendiriliyor. Fontaines D.C.’nin bu sene çıkan albümünden "Starburster" şarkısını herhangi bir rap şarkısından ayırt etmek güç. Bu stil sayesinde bir anlatı kurma olanağı doğuyor ve şarkı sözlerinde hikaye anlatıcılığına soyunuyorlar. Örneğin Squid’in “Narrator” şarkısı, rüya ve gerçeğin ayırdını yitiren birinin kendi anlatısını kurarak bu cendereden çıkma çabasını müzikal sınırları zorlayarak anlatıyor. Benzer şekilde grubun davulcusu ve vokalistinin çalıştığı plak dükkanına gelen bahis bağımlısı bir müşteri hakkındaki "Match Bet" ve dükkandaki temizlik görevlisini kendi ağzından anlattıkları "The Cleaner" bu stilin olanaklarını kullanan şarkılar. Fontaines D.C.’nin İrlanda’ya yönelik sevgi-nefret ilişkilerini dile getirdiği "I Love You" şarkısı ise politik bir örnek olarak öne çıkıyor.
[mailerlite_form form_id=11]
Post-post-punk nereye?
Yard Act, bu yıl çıkan albümlerindeki “We Make Hits” şarkısında kendilerinden önce gelen grupların kurmuş olduğu kültürü devam ettirdiklerini ama bunu yaparken bir şeyleri bozmaktan geri durmadıklarını itiraf ediyor: “Bir noktaya değinmek istiyorum ki bu kültür ölmüş olurdu ve post-punk’ın son poster çocukları; ölülerin sırtına binip alaycılıklarının, kültürü alt üst etme aracı olduğunu iddia edemezlerdi.” Bir yanıyla grubun hikayesinin anlatıldığı şarkıda, Universal’a bağlı bir şirketle anlaştıklarını söyledikten sonra şarkının kapanışında “Popüler şarkılar yapıyoruz. Ama hâlâ anti-kapitalistim. İşler öyle gelişti ki tesadüfen başka şeyler de yapıyorum. Bu yüzden yeteri kadar yapışana kadar bok atmaya devam edeceğim. Duvarları yık. Ve eğer bu popüler bir şarkı olmasaydı ironik olurduk” diyerek piyasayla olan ilişkilerini yine alaycılığı elden bırakmayarak işliyorlar.
Bu durum, post-post-punk’ın bir alt kültür mü yoksa ana akım mı olduğu sorusunu gündeme getiriyor. Popülerlik kazanma ve anaakım haline gelmenin post-punk revival dönemi gruplarından sonra şimdi de devam ettiğini söylemek mümkün. Önemli festivallerin ana sahnelerinde yer almaları, müzik listelerine üst sıralardan giriş yapmaları ve hatırı sayılır dinlenme sayılarına ulaşmaları bu grupların alt kültürden çok ana akımın bir parçası haline geldiğini gösteriyor. Şarkılardaki doğrudan ve güncel referanslar da grupların popüler olanla ya da daha doğru bir ifadeyle piyasa ve endüstri ile olan ilişkilerini tartışmaya açıyor.
Söz konusu grupları “yeraltı gibi davranan anaakım metalaşmış punklar” olarak niteleyenler olması konuyu ihtilaflı hale getiriyor. Politik kimlikleri, eleştirel söylemleri ve renkli imajlarıyla piyasanın karşısında mı duruyorlar yoksa piyasada bir renk olarak görülüp müzik endüstrisinin yeni bir unsuru olarak pazarlanıyorlar mı? Cevaplaması bir zoru. Mark Fisher’a göre, alternatif ya da bağımsız kültürler -her ne kadar isyan bayrağı taşıyor olsalar da- anaakımdaki hakim tarzın sınırları içinde hareket ediyor[viii]. Peki, bu gruplar artan popülerlik sonucu radikalliklerini törpüleyecekler mi yoksa zaten piyasanın izin verdiği ölçüde mi radikalleşebiliyorlar? Durum her ne olursa olsun bu gruplar, yenilikçi müzik yapıları ve alt kültürle ana akım arasındaki gelgitleriyle, yeni bir paradigma değişimi yaratıyor. Post-post-punk, yalnıza bir müzik türü değil; aynı zamanda bir dönemin ruhunu yansıtan bir hareket. Bu grupların kalıcılığı zamanla ortaya çıkacak, ancak şimdiden söylenebilir ki bu akım, müzik tarihinde bir döneme damgasını vurmuş bir hareket olarak anılmaya aday.
[i] Dönemin alternatif-indie rock hakimiyetinde ortaya çıkan Interpol, The Strokes, The Killers, The Walkmen, Yeah Yeah Yeahs gibi daha çok New York, Amerika merkezli grupların yanı sıra Britanya’dan Editors, Arctic Monkeys, Bloc Party, Franz Ferdinand gibi grupları tanımlamak için post-punk revival deniyordu.
[ii] Hiç şüphesiz ki bu eklektik tutumlarında Radiohead’in açtığı yolun etkisi yadsınamaz.
[iii] Burada Kemalizm tartışmalarına yeni bir boyut katan Post-Post-Kemalizm kavramına/tartışmasına atıfta bulunarak böyle bir kavramsallaştırmaya başvuruyorum. Bkz. İlker Aytürk ve Berk Esen’in derlediği Post-Post-Kemalizm: Türkiye Çalışmalarında Yeni Arayışlar (2022) kitabı.
[iv] Black Midi, Squid, shame ve Black Country, New Road gibi grupların sahne aldığı The Windmill adlı pub’dan gelen bir isim.
[v] Benzer bir ifadeyi post-post-post-punk şeklinde kullanan bir yazı mevcut ancak tanımdan ziyade bir değini olarak yer alıyor.
[vi] Beğeni arzusu ve Brexit temalı bir diğer örnek ise "Jacky’s Only Happy When She’s Up on the Stage". Morrissey her ne kadar öyle olmadığını söylese de, Brexit sürecini Britanya’nın (Union Jack) ilgi ve beğeni istemesi üzerinden anlatan Brexit yanlısı bir şarkı olarak yorumlanıyor.
[vii] Hindistan’daki kolonyal yönetim döneminde İngilizler için kullanılan ve Urduca yabancı anlamına gelen bu ifade, sonrasında argo bir sözcük olarak İngilizce’de de kullanılmaya başlamıştır.
[viii] Mark Fisher. Kapitalist Gerçekçilik: Başka Alternatif Yok Mu?, Habitus Yayıncılık, 2010.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()