Ne kadar rezil olursak o kadar iyi

Ne kadar rezil olursak o kadar iyi
11 Aralık'ta Ankara'da yapılan Ankaragücü-Çaykur Rizespor maçının ardından sahaya inen Ankaragücü Başkanı Faruk Koca, hakem Halil Umut Meler'e yumruk attı. Hakemin yere düşmesinin ardından Koca, Meler'i yerde tekmeledi. Fotoğraf: AA.

“...Müeyyideler gevşektir; herkes korkmalıdır, ama ceza da uygulanmamalıdır. Müeyyideler hayatı zehir edecek kadar korkutmalıdır; ama isyan ettirecek kadar kesin olmamalıdır. Neyin ne olduğu, hangi suçun cezası ne kadar bilinmemelidir. Fakat herkes her an suç işlediğini hissetmelidir ki başkaldırmasın. Her zaman, suç işlediği halde kendisine taviz verildiğini hissettiği için başı önünde dolaşır insanımız. Bizim ‘ilk günah’ımız budur: cezalandırılmayan küçük günahların toplamı. Hoşgörümüz de budur. Ayrıca devlet de aynı suçluluk duygusu içinde müeyyideleri uygulamaz. Bu bakımdan bağışlayıcıdır. Karşılıklı bir oyundur bu." —Oğuz Atay, Günlük

Ankaragücü, 2015-2016 sezonunda 2. Lig’de mücadele ediyordu. Ligin ikinci yarısında Ankara’da ağırladıkları Amedspor’a 2-1 kaybetseler de saha dışındaki ‘savaşı’ kazanmışlardı. Ankaragücü yöneticileri, Amedsporlu yöneticileri şeref tribününden yumruklarla aşağıya atarken, sahada da Amedsporlu bir futbolcu ve maçın iki hakemi dayak yemekten kurtulamamıştı. Bu olayın ardından sadece beş maç seyircisiz oynama cezası almıştı Ankaragücü. Hatta “Elinize sağlık” diyenler bile olmuştu.

Altı yıl sonra Ankaragücü yeniden Süper Lig’deydi. Ankara Eryaman Stadı’nda Beşiktaş’ı konuk ettikleri ve 3-2 mağlup ayrıldıkları maçın sonunda bir Ankaragücü holiganı Beşiktaşlı futbolcu Salih Uçan’a uçan tekmeyle saldırmaya kalkmış, Josef de Souza ise takım arkadaşını korumak için holigana müdahale ettiği için kırmızı kart görmüştü.

Sonunda saldırıyı yapan holigan, Ankaragücü yöneticilerinin üstün gayretleriyle serbest bırakılmış, Ankaragücü yalnızca bir maç seyircisiz oynama cezası almış, ‘kurallar gereği’ cezası kaldırılmayan Josef ise bir sonraki maç takımının formasını giyememişti.

Beş gün sonra bir basın toplantısı düzenleyen Brezilyalı orta saha oyuncusu, gözyaşları içinde şunları söylemişti: “Bir oyuncuyu öldürdükleri gün veya en sevdiği şeyi yapmasını engelleyerek sakat bıraktıkları gün ya da bir hakeme saldırdıkları gün beni hatırlayacaksınız.”

Ve dün gece… Yine Eryaman Stadı’ndaki bir Ankaragücü maçında bir saldırı daha gerçekleşti. Fakat bu kez saldırının faili tribünden bir holigan değil, bizzat Ankaragücü’nün başkanı Faruk Koca’ydı. Maçın hemen ardından öfkeyle sahaya koştu ve hakem Halil Umut Meler’in suratına bir yumruk attı. Bu kadarla da kalmadı. Meler’in yere düşmesinin ardından Koca’yla birlikte sahaya giren iki kişi Meler’i yerde acımasızca tekmelediler. Böylece ansızın Josef’i hatırladık.

[mailerlite_form form_id=11]

Sonra birkaç şey daha hatırladık. Mesela, aynı Faruk Koca’nın geçtiğimiz sezonki Beşiktaş maçından yalnızca üç ay sonra Türkiye Futbol Federasyonu'ndan fair-play ödülü aldığını… Şöyle demişti ödül konuşmasında Koca: “Ödülü taşımanın ödül almaktan daha önemli olduğunu düşünüyorum. Bu ödülü almak, bundan sonra atacağımız adımlar ve yapacağımız işlerde bize daha da sorumluluk yüklüyor. Fair-play’in yaygınlaşması adına bir kulüp başkanı olarak elimden geleni yapacağımı söylemek istiyorum.”

Faruk Koca sözünün eri bir insanmış. Nitekim fair-play ödülünü aldıktan tam bir ay sonra Ankaragücü’nün 3-1 kaybettiği Adana Demirspor maçının sonunda karşılaşmanın hakemiyle ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Bugün o yanlışlar Ankaragücü’ne yapıldı. Karar merciinde olan hakemler, futbolu böyle yönetmeye devam ederlerse bu son tepkim olacak. Bundan sonra oluşabilecek bir şeyde nasıl tepki vereceğim ise bende kalsın.”

11 ay sonraysa dün gece aklında neyin olduğunu daha fazla saklayamadı Koca. Meğer hakemleri sahanın ortasında tekme tokat dövmeyi planlıyormuş. Olaydan sonra sanki saldırılan Faruk Koca’nın kendisiymiş gibi tekerlekli sandalyenin üstünde hastanede ortaya çıkınca bir şeyi daha hatırladım.

Yusuf Yerkel ismini anımsar mısınız? Hani yıllar önce Soma’da katledilen madencilerin yakınlarını yerde tekmeleyen eski başbakanlık müşaviri. O da olaydan sonra hastaneden rapor almıştı. Bu tıynetteki adamların ortak noktası bu demek ki. Önce saldırıyorlar, sonra hastaneye koşuyorlar.

Aynı saatlerde ‘çok sert’ bir açıklama yapan ve kendisi dışında herkesi suçlayan Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı Mehmet Büyükekşi ise “Yeter!” diye bağırıyordu. Sanki geçen yıl bu zamanlar Faruk Koca’ya fair-play ödülünü veren kendisi değilmiş gibi. Salih ve Josef’e saldıran holiganla kahramanmış gibi boy boy fotoğraf çektiren Ankaragücü yöneticilerini cezasız bırakan kendisi değilmiş gibi.

[mailerlite_form form_id=10]

Futbol dünyası ise kınama yarışındaydı. Kulüpler, başkanlar, yöneticiler, teknik direktörler, futbolcular, yorumcular… Herkes bu menfur olaydan duyduğu şaşkınlığı ve üzüntüyü dile getiriyor, hakem Halil Umut Meler’in yanında olduğunu belirtiyordu.

Bir anda herkes birer futbol centilmeni halini almıştı. Hakemlerden başka bir şey konuşmayarak, her seferinde kendi başarısızlıklarını hakemleri suçlayıp örtmeye çalışarak, kazanmak için her yolu mübah görerek bu ortamı yaratanlar kendileri değildi sanki. Kınama mesajlarında ise saldırının faili Faruk Koca’nın ismi bile geçmiyordu. Ne olur ne olmaz, değil mi?

Ankaragücü Teknik Direktörü Emre Belözoğlu ise, “Sadece çok üzgünüm” diyebilmişti. Saldırıdan yalnızca birkaç saniye önce saha kenarından Meler’in gözlerine baka baka küfürler yağdıran da o değildi sanki.

Hadi, gelin biraz dürüst olalım. Faruk Koca dün akşam tam da çoğunuzun içinden geçeni yaptı. “Silahım olsa hakemi çekip vururdum!” dememiş miydi Çaykur Rizespor’un eski başkanı Hasan Kartal dört yıl önce? Ne olmuştu peki? Herhangi bir ceza almış mıydı? Futboldan men edilmiş miydi? Ne münasebet! Bir yıl sonra bizzat cumhurbaşkanının elinden ödül bile almıştı.

Faruk Koca sahanın ortasında hakeme yumruk atma cesaretini nereden buluyor sanıyorsunuz? İktidar partisinde iki dönem milletvekilliği yapmasının hiç mi payı yok yani bu cürette? Ülkede arkanı sağlam yere dayayınca işlediğin her suçun cezasız kalmasının hiç mi payı yok bu pervasızlıkta? Şimdi partisinden ihraç edilecekmiş, öyle söyleniyor. Bir futbol kulübüne başkan olmadan önce partisiyle ilişiğinin kesilmesi gerekmiyor muydu zaten?

Hadi, gelin biraz dürüst olalım. Türk futbolunda başkanlar, yöneticiler siyasetin güdümündedir. Teknik direktörler iş bulabilmek için yine siyasetten medet umarlar. Futbolcular gazetecileri dövmeye kalkar, hastane basar, otobüs şoförünün üstüne yürür.

Taraftarlar da tribünlerde kontrgerillanın sembollerini gösterir, milli maçlarda diğer ülkelerin marşlarını yuhalar. Biz böyle bir ülkeyiz, futbolumuz da doğal olarak bu halde. Faruk Koca bu bataklığın ürettiklerinden sadece biri.

Bahis çetelerinden, fon vurguncularından, kara para aklayanlardan geçilmeyen futbolumuzun küçük bir parçasından ibaret. O yüzden hiç dünyaya rezil olduk diye dertlenmeyin. Herkes bizim ne olduğumuzu gayet iyi biliyor. Düştüğümüz yer öyle açık seçik ki, ne kadar rezil olursak, ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi.


*Bu yazı, daha önce Socrates Dergi'nin uygulaması The Rival'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi tek seferliğine veya düzenli desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.