Ölüm ile yaşama sanatı arasında

Ölüm ile yaşama sanatı arasında
gospodinov

Georgi Gospodinov, daha beş yıl öncesine kadar neredeyse bilinmeyen bir yazarken, bugün artık insan duygularının köküne inme arayışındaki canlı, uyanık, bütünlüklü ve radikal bir edebiyat fikrinin –yazma ihtiyacının ve insan deneyimini edebiyata dönüştürme işinin, Cesare Pavese’nin deyişiyle “yaşama sanatının”– çok katmanlı ve çok yüzlü doğasıyla yüzleşirken mutlaka hesaba katılması gereken bir yazar olarak öne çıkıyor.

Türkçeye yazarın diğer kitaplarında olduğu gibi Metis Yayınları tarafından kazandırılan Bahçıvan ve Ölüm adlı anı-romanında bir oğlun babasının ölümü karşısındaki varoluşsal serüvenini anlatıyor. Gospodinov’un önceki eserlerinde de başköşeye koyduğu bir meseleye, yani belleğin temel sorusuna, kendimizi, hayatımızı ve ölümü anlatırken bellekle kurduğumuz ilişkiye dikkat kesilen bir romanla karşı karşıyayız. Gospodinov bunu daha önce Zaman Sığınağı'nda da ustalıkla yapmıştı.

Burada da baba–oğul ilişkisine ve ölümle karşılaşmalara bir ilahiyle yaklaşıyor Gospodinov: “Babam bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” Ölen babasına yazdığı ağıt böyle başlıyor. Bahçeye dönüşmek, kalıcılığın bir formülü; bu kalıcılık, dünyanın meyvesini ve şeylerin hafızasını tadabilmek için ondan bir “mola” koparmayı da içeriyor. Bu türden bir mola aynı zamanda anlam üretiyor.

Romanda en çok ilgi çeken şeylerden biri, “ölüm” sözcüğüyle kurulan ilişkinin maddeselliği ve hayatın babanın diktiği çiçeklerde sürüp gittiği kabulü: Vaktinde patlayan bu çiçekler, yazarın gösterdiği gibi, hayatın –ve uzantısında edebiyatın kendisinin– “kaderli ama hafif” gösterisine süreklilik veriyor. Tıpkı Ingmar Bergman’ın Yedinci Mühür (1957) filminde ölüm karakterinin bir ağacı gövdesinden kesip dallardan birinde yatan birini öldürdüğü, ardından da zarif bir sincabın kesilmiş gövdenin düzlüğüne atılıverdiği o ilk imge gibi.

Gospodinov, dağınık bir seyirle, babasının hayatından –kaçınılmaz biçimde kendi hayatına bağlı– tuhaf ya da içli sahnelerin izini sürüyor: Oğlun uluslararası edebi başarıları karşısındaki tepkiler, sosyalist rejimle ve Bulgaristan’ın 20. yüzyılın ikinci yarısındaki emek dünyasıyla ilişkiler… Çocukluğun geçtiği bahçeyi ziyaret de eksik değil; şimdi cılız, küçülmüş görünür, çünkü “Güllerle, lalelerle aynı boyda olduğunda dünyaya yakından bakarsın: Sen dünya kadar uzunsundur ve dünya senin kadar uzundur.” Ardından yazar yeni bir paragrafla çiviyi çakar: “Büyümek uzaklaştırır ve küçültür.”

Bahçıvan ve Ölüm uzaklaşma denen bu belirtiye karşı bir hap gibi, şeyleri uzaktan duymaya başladığımızda bizi uçuruma doğru götüren bir hal... Gospodinov babasını yakından duymak ister: Dürüst, mütevazı, kimi zaman sert mizaçlı; aile buluşmalarının selamlaşma ve vedalaşmalarında borçlu olduğu sarılmaları vermeye, eksiklerini tamamlamaya çalışan bir adam… Sosyalist Bulgaristan’ın duygusal ve maddi darlıkları içinde büyümüş bir kuşağın örneği, aslında dünyanın genelinde bir hissetme ve dünyada yer etme biçiminin darlıklarıdır bunlar.

Gospodinov’un söylediğine göre, babası hayatının bir bölümünde sanki Marcello Mastroianni imiş gibi, bembeyaz, kusursuz bir kıyafetle belirir; olduğundan daha canlıymış gibi davranan birinin güzellik ve incelikle çekip çevirdiği yaşama sevgisini sürükleyerek… Bu hayaletimsi ve aynı zamanda gerçek görüntü, babanın karakterini olduğu kadar görünüşte sade ama içtenlik ve değeri pek büyük olan bu kitabın karakterini de anlatır.

Gospodinov, babasının çocuklarına sevgisinin süreklilikle ve bahçeyi son âna kadar sürme arzusuyla ilgili olduğunu bilir. Bahçenin güzellik üretmeyi sürdürmesi, onlara bıraktığı en iyi mirastır; zamanında toprağa bir kiraz tohumu gömmek için bel bükmenin hâlâ değerli olduğunu söylemenin bir yoludur bu. Nihayetinde her zaman başka hasatlar, başka sarılmalar, başka hayatlar gelecektir. Gospodinov’un bakışının küçük kızına yönelişi ve onun dedesinin yok oluşunu seyredişi/yaşayışı bunu gösterir.

Bahçıvan ve Ölüm bir yas ve ışık kitabı, karanlık bir kitap değil. Hüznü normalleştiriyor. Onu, ölen babanın mantrasında geçtiği gibi “korkusuzca”, ağırlık yapmadan düşünme lüksünü kendine tanıyor ve başta “yaşama sanatı” dediğimiz şeyin hizmetine sunuyor. Geride kalanın açıkta kalması ve kederi ise dünyanın hafızasında hafif adımlarla ilerleyen, gürültü etmeyen, kendi karakterlerinin sözlerinden de yararlanarak gerçeği, dünyayla yüzleşmeyi yaşanır ve katlanılır kılan o gerekli kurgu banyosuna serpiştiren Gospodinov’un sükuneti ve ölçülülüğüyle anlatılıyor.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.