Onca kötülük varken

Onca kötülük varken
GÖRÜNMEZ KAZA (Cafer Penahi, 2025).

İnsan hayatındaki en önemli kırılmalar çoğu zaman tesadüflerle gelir: Bir karşılaşma, bir yere tam o anda varış ya da düpedüz bir kaza. Bir mekana girip girmemek bile sonraki her şeyi değiştirebilir. Binlerce küçük ayrıntı, hayatımızın yönünü değiştirebilir. İranlı yönetmen Cafer Penahi’nin Cannes’dan Altın Palmiye’yle dönen, Türkiye prömiyerini Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nde yapan yeni filmi Görünmez Kaza'da (It Was Just an Accident, 2025) o kaza, olay örgüsünü kurmaz, harekete geçirir. Sonuçları ise uzun erimli ve son derece ciddidir.

Abbas Kiyarüstemi’nin öğrencisi ve bir dönem onun yardımcısı olan Cafer Penahi, ustasından gerçekliğin aldatıcı görünümlerini ısrarla sorgulayan o hassas sahnelemeyi devralmış bir yönetmen. Yeraltında üretmek, anlatıyı arındırmaya ve kendini ifade etmek için mümkün olan en hafif düzeneği bulmaya zorluyor. Bu da bakışta katı bir saflık yaratıyor. Cafer Penahi’nin sinemasında karakterler çoğu kez bir arabanın içinde hareket eder: dünyayla aynı anda hem iç içedirler hem de onun dışındadırlar, böylece kaçınılmaz teşhirden korunurlar. Bu “seyyar sinema” durmadan elden kaçan perspektifleri yırtıp açmaya çalışır.

Görünmez Kaza da doğal olarak bir aracın içinde başlar. Önde bir çift, arkada huzursuz bir çocuk, dışarıda gece… Derken bir sarsıntı. Tekerleklerin altından bir şey geçer. Adam iner, stop lambalarının kırmızısı yüzüne ürpertici, hayaletimsi bir ifade verir. Kamera ondan ayrılmaz. Daha ikinci planda bir dünya kurulur: Gerilimli, kayıtsızlığın kırıldığı bir dünya. Kadraj dışı ise neredeyse her şeyi saklar. Az sonra dramatik aktarım sesin omuzlarına binecektir.

Mütevazı bir işçi, yıllar önce kendisine işkence eden celladının o kendine özgü yürüyüş seslerini yeniden duyduğunu sanır. Kuşkuya yer kalmamış gibidir, yine de emin olmak için eski acı ortaklarını bir araya getirmek gerekir. Adamın gözleri bağlıdır. Sesler ve kokular, bir de fiziksel bir ayrıntı —celladın bir bacağı protezdir, öbüründe belirgin bir yara izi vardır— kötülüğün yüzünü yeniden kurmalarına yardımcı olur. Cafer Penahi’nin sineması böylece bütün duyuları devreye sokar.

Artık bir minibüsün içinde adeta bir toplum yeniden kurulur. Muhtemel celladın bedeni, akıbeti kararlaştırılana dek bir kutunun içine konmuştur. Kaderi, bir fotoğrafçı, bir gelin ve mizaçları zıt iki adamın elindedir. Burada, tuhaf biçimde yolları kesişen bu karakterlerin ayrımları tek tek belirginleşir. “Biz aynı değiliz,” diyerek işkenceciye onun yaptığını yapmamayı savunanlar vardır. Ahlaki çekincesi olmayan ve adamı ortadan kaldırmak isteyenler de… Başkahramanın kendisi ise ilk anda kabaran intikam arzusundan yavaş yavaş şüpheye kayan bir çizgide ilerler. Diyelim ki yakaladıkları kişi gerçekten sandıkları insan, yine de böyle bir intikam meşru mudur?

Farklı dönemlerde ve farklı biçimlerde hapis yatmış biri olarak Cafer Penahi, şiddetli, karmaşık, acı verici durumların çoğu zaman intikam duygusu doğurduğunu birinci elden bilir. Kuşkusuz bu, sokakta kendilerine kötü muamelede bulunan ya da işkence edenleri görmesi mümkün olan pek çok siyasi tutuklunun da tanıdığı bir histir. Ne var ki filmin serdiği ahlaki ikilem birkaç yönden ilerler: Kimliği doğrulamak bunlardan sadece biridir, onunla ne yapılacağına karar vermek de ayrı bir mesele. Ardından polisiye sorular belirir: Olaydan geriye kanıt bırakmamak için adamı öldürme fikri, muhtemel bir soruşturma ya da misilleme korkusu… Bir de sözde işkencecinin bir ailesi olduğunun ortaya çıkması, gerilimi ve muğlaklığı iyice artırır.

Giderek sertleşen tonu içinde Görünmez Kaza, şaşırtıcı ölçüde komik ve hafif anlar da barındırır, zira birçok konuşma ve tartışma o yönde akıp gider. Ama film adım adım kararıp gerilimi yoğunlaştırır ve sonunda, karakterlerin sarsılmaz sandıkları mantığı bile sorgulayan, düpedüz ürkütücü bir dizi sahneye ulaşır. Başına gelebileceklerden artık pek de korkmayan —ya da endişe eşiğini çoktan aşmış— Penahi, sinemacılık kariyerinin belki de en doğrudan rejim eleştirisini ortaya koyar. Yine de olay örgüsünün büyük kısmı, daha çok, bu zulmü yaşamış ve/veya yaşamayı sürdürenlerin içsel muhasebesi gibi işler.

Söz —filmin asıl kası— ve kadrajın mutlak kudreti, hem iktidarın şiddetini hem de bu şiddetin kurbanlarını doğru karşılık aramaya nasıl zorladığını aynı anda sorgular. Bu bakımdan, ifade ile gerilimin şahikası olan son plan bizi neredeyse dilsiz bırakır. Kötülük oradadır: hemen arkamızda, onun ardında; artık içimizde. Üstelik çok güçlü.


Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.