“Ötanazi noktasında” karıncalar
“Kuduz riski taşıyan ve sahiplendirilme imkanı olmayan köpeklere ötanazi yoluyla hayatlarına son verme noktasında bir imkan tanıyoruz.”
Tarih 12 Temmuz’du. İktidar partisinin grup başkanı Abdullah Güler sokak köpeklerinin toplu itlafı için verdikleri yasa teklifini kamuoyuna duyururken sarf etmişti bu sözleri. Öyle korkunç bir ifadeydi ki katliam düzenlemesinin kendisini bile bir günlüğüne de olsa gölgelemeyi başardı. Tercih şansı olmayan canlılara ölüm sanki kendi arzularıymış, hatta kaçırılmayacak bir fırsatmış gibi sunuluyordu.
Abdullah Güler’in açıklamasıyla aynı gün, belki de aynı saatlerde ve ne yazık ki aynı ülkede iki gencecik vatandaş sokak ortasında elektrik akımına kapılarak can veriyordu. İsimlerini unutmayalım: Özge Ceren Deniz ve İnanç Öktemay. Tesadüf müydü bu şimdi?
Etimoloji meraklıları bilir, kökeni Yunancadır “ötanazi” kelimesinin. “Öfori”, “öjenik” gibi örneklerden de hatırlayacağımız gibi, geldiği ifadeye olumlu anlam katan “eu” önekiyle “thanatos” (“ölüm”) sözcüğünün birleşiminden oluşur. Yani biraz serbest bir çeviriyle: “Güzel ölüm.”
Kendimizi zorlamamıza bile gerek yok. Hafızamız bu ülkede tercih şansı olmayanların ölümlerini ballandıra ballandıra anlatanlarla dolu.
28 Mayıs 2010: Zonguldak maden faciasında ölen işçiler için “Güzel öldüler” diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer.
14 Mayıs 2014: Yıllar boyunca vatandaşın çektiği iki fırt sigaraya karışmayı kendine hak gören, Soma maden faciasında zehirlenerek can veren işçiler için “Karbonmonoksitten ölüm çok tatlı ölümdür” diyen Prof. Dr. Orhan Kural.
Koruma ordularıyla gezip sıvasız evlere gelen her asker cenazesinde “Keşke bana da şehitlik nasip olsa” diyen bakanlar, milletvekilleri.
Türkiye’de anaakım siyaset uzun yıllardır bundan ibaret: Tüm güzelliklerine, zevklerine, lezzetlerine savaş açtıkları hayatlar son bulduğunda, amansız ve eziyetli hastalık süreçlerinden sonra vefat eden kişi için “Kurtuldu rahmetli” dercesine yapılan bir tür ofansif mizah gösterisi.
Türkiye başka bir gezegenin ülkesi değil. Olaylar dünyanın geri kalanından bağımsız gerçekleşmiyor. Ötanazi açıklamasının ve İzmir’deki cinayetin üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki bir “son dakika” haberi gündemi sarstı: ABD başkanlığına yeniden aday olan Trump’a “ötanazi noktasında” bir imkan tanınmıştı. Ama Trump ölmemişti. Rakibi Biden’ın ise pek yaşıyor gibi görünmese de neticede ölmemesi, ölmeye de pek niyetinin olmadığını adaylıkta ısrar ederek beyan etmesi gibi... Bu anlamda, Trump’a yapılan saldırı hakkındaki bir sosyal medya paylaşımında geçen “Az kalsın beyni olmayan iki başkan adayımız olacaktı” sözleri bir şakadan fazlasını barındırıyordu gizliden gizliye: Kurşun Trump’ın beynini bulsa bile (Tatlıses’inkini bizzat verilen adrese gitmesine rağmen bulamamıştı) Trump ölmeyebilir, başkan adayı olarak yoluna devam edebilirdi.
Hakikaten, neden işçilerin, sıradan yurttaşların, sokak köpeklerinin her an ensesinde gezen “güzel ölüm” egemenleri, güçlüleri, kodamanları sürekli ıska geçiyor? Bu soruyla yaşamak çok zor, çünkü insanın aklına ilkin “Tanrı var ve yoksullardan nefret edip zenginleri seviyor” gibi umutsuz bir cevap geliyor. Fakat tanrı fikrinden uzaklaşmadan, tasavvufla dirsek temasındaki bir felsefi düşünceye de sığınabiliriz.
MS 3. yüzyılda yaşamış neo-Platoncu bir düşünür olan Plotinus, ölümsüz olan biricik varlıktan türeyen ruhun nasıl ölümlü bir bedenle buluşabildiği sorusunu, insan ruhundaki bir kusur ya da kirlenmenin varlığıyla açıklar. Ona göre dünyevi zevklere yönelme cüreti onu ölümsüz olan ruhtan uzak tutmaktadır. İnsan, adına “beden” denen ve hakiki varlığın en bayağı türevi olan o maddesellikten uzaklaşmak için çaba sarf etmeli, böylece tanrıya ve mutluluğa (eu-daimonia’ya, “güzel ruh”a) yaklaşmalıdır. Mutluluğa erişmiş bir ruh bedenden ayrılmaktan korkmaz, bedeni umursamaz, onun işi sonsuzlukladır.
Günümüzün Türkiyesi’nde ve ona rengini veren küresel sistem içinde yaşamanın ironisi burada yatıyor diyebilir miyiz? Yüzyıllardır filozoflar, dervişler, keşişler, Sufiler bedenleriyle kıyasıya mücadeleler içine girdiler, kırbaçlarla kendilerini dövdüler, karanlık odalara kapanıp çile doldurdular, dünya nimetlerinden el etek çekmeyi ve “güzel ölüme” ulaşmayı ancak böyle başardılar. Bizim dünyamızdaysa, ister Türk olsun ister Amerikan, modern insan için “çile” artık özel bir ritüel değil, yaşamanın ta kendisi. Nimet az, lezzet yok, güzellikler saldırı altında. Hepimiz gönülsüz dervişler olmuşuz. Genç yaşta, sokak ortasında, ölümü yeni ve güzel bir başlangıç gibi karşılamaya hazır.
Kendini milyarlarca insandan çaldıkları bedensel zevklere kaptırmış bir avuçluk kaymak tabakadaysa ne ruh kalmış ne de beyin –ama ölmüyorlar işte. İster Biden olsun ister Trump, isterse de Franco, Salazar, Pinochet, Kenan Evren, Kissinger… Yüz yaşına kadar yaşıyorlar.
Yunanca kelime kökeniyle başlamıştık, bir Yunan efsanesiyle bitirelim. Efsaneye göre Truva Prensi Tithonos ile aşk yaşayan şafak tanrıçası Eos, sevgilisi için Zeus’tan ölümsüzlük diler. Fakat bir şeyi unutur: Beraberinde sonsuz gençlik olmadan ölümsüzlük eziyetten ibarettir. Üzerinden ölüm hükmü kalkan Tithonos yaşlandıkça yaşlanır, yerinden kıpırdayamaz, hatta kolunu bile kaldıramaz hale gelir. Hareketleri gibi konuşma yeteneğini de giderek kaybeden, söyledikleri her geçen gün anlaşılmaz hale gelen Tithonos sonunda ölümün kendisini bulması için avaz avaz bağıran bir ağustos böceğine dönüşür.
Ağustos böceklerinin sesi bugün her zamankinden daha gür çıkıyor, çıkmaya da devam edecek. Karıncalar “ötanazi noktasında” tarihsel görevlerini yerine getirinceye dek.
Zira Zeus ya da ona benzer bir tanrının var olduğu şüpheli. Fakat şairin “ve kahreden, yaratan ki onlardır” diye andığı birileri var. Onlar ki toprakta karınca kadar çokturlar.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()