Parmağa bak
Bu ülkede gündem ağırlaştıkça genelde nedense aynı şey oluyor: Bir yerlerden mutlaka bir futbol müsabakasının sesi yükseliyor. Ekonomi çatırdadığında, hukuk tartışmaları sertleştiğinde, toplumsal huzursuzluk yükseldiğinde tuhaf bir şekilde hep aynı ritimde buluyoruz kendimizi. Hakemleri konuşuyor, pozisyonları tartışıyor, bir anda memleketin kaderinden, içine hapsolduğumuz koşullardan ziyade ofsayt ve penaltı kararlarını analiz eder hale geliyoruz. Sanki canımız ne kadar sıkılırsa, biz de 90 dakikalık eğlenceye o kadar kolay teslim oluyoruz.
Futbolun siyasetin gölgesine sığınması yalnızca bize özgü bir refleks değil elbette. Futbol, tarihin karanlık dönemlerinde hep iktidarların can simitlerinden biri oldu. Mussolini 1934 Dünya Kupası'nı rejimin kudretini dünyaya gösteren bir sahne olarak gördü, İtalyan milli takımı da faşist propaganda makinesinin en kullanışlı aracına dönüştürüldü. 1978 Dünya Kupası, Arjantin’de cunta yönetiminin ayaklanmaları kanla bastırdığı bir dönemde stadyumların coşkusuyla dünyaya sergilendi. Sokaklarda kan gövdeyi götürüyordu, binlerce insan kayıptı ama tribünlerdeki tezahüratlar susmuyordu. Dışarıdan gelen gazeteciler stadyumlara götürülüyor, işkence merkezleri birkaç sokak ötedeki yoksul mahallelere örülmüş duvarlarla yalıtılıyordu. İzleyenler için dışarıdan bakıldığında bir “normalleşme” görüntüsü yaratılmıştı. Nazi Almanyası’nda ise spor bedenin ve ulusun disipline edilişinin bir parçası haline getirilmişti. Her örnekte ortak olan basit bir gerçek vardı: Top sahada dolaşırken, kameralar oyunu takip ederken, gözlerin başka yere bakması engellenebiliyordu. Dünyanın halen gözbebeği olan bu spor, yarattığı coşku ve heyecanla kalabalıklara kendini izletirken, siyasi rejimler kendi kirli oyunlarını sürdürüyordu.
Türkiye’de de futbolun gündem değiştirme aracı olarak kullanılması yeni değil. Kanlı darbeyi izleyen 80'li yıllarda, ardından 90’larda faili meçhuller, ekonomik buhranlar ve siyasetin kördüğümleri arasında medya nefes almak için futbola sarıldı, spor sayfaları ülkenin parlatılmış birer vitrinine dönüştü. 2000’lerden sonra futbol, stat açılışlarından büyük maç haftalarına uzanan dev bir ekonomik ve siyasi sahneye evrilirken, memleket sıkıştığında tezahüratların gürültüsü her şeyin önüne geçer oldu. Aynı dönemde tribünlerden yükselen politik tepkiler “futbolda siyasetin yeri yok” söylemiyle bastırıldı. Özellikle Gezi'nin ardından gündeme gelen Passolig uygulaması, tribünlerin politik gücünü cezalandırılma korkusuyla denetim altına aldı. Böylece futbol medyada siyasi haberlerin yerini alan, derbilerle toplumsal tansiyonu düşüren ve iktidarın ihtiyaçlarıyla uyumlu biçimde kolayca yönlendirilen bir eğlence alanına dönüştü. Tribünün kulübü iten, gerektiğinde hizaya sokan, yanlışta ısrar ediyorsa yüzüne vuran bir gücü olması gerekirken bugün artık tribünler yönlendirilen, kontrol edilen, hatta şekillendirilen bir pozisyonda. Bir zamanlar kulübün vicdanı sayılan kalabalıklar yavaş yavaş karar vericilerin arzuladığı türden, "makul" izleyici kitlesine dönüştürüldü.
[mailerlite_form form_id=10]
Futbolun bu kadar etkili olmasının bir nedeni de toplumun bu oyuna gönüllü olarak sığınması. Çünkü futbol içinde yaşadığımız karmaşık ve çok boyutlu gerçeklikle yorulan zihinlere basit bir hikaye sunuyor: İki takım, bir hakem, doksan dakika ve sonunda mutlaka bir sonuç. Belirsizliğe yer yok. Memleketin siyasi çıkmazlarında kaybolan "kontrol hissi" burada küçük bir illüzyon olarak geri dönüyor; siyasi bir krizi çözemiyoruz ama hakemin yanlış kararını tartışarak bir tür rahatlama yaşıyoruz. Belirsizlik çağında futbol, paganizm dönemini hatırlatan ritüelleri hiç bozulmadan güvenli bir sığınak gibi işliyor; her hafta aynı saatte başlayan, aynı heyecanı vadeden bir düzen. Sosyal medya da bu duyguyu kabartarak taraftarlığı neredeyse kabile dönemine özgü bir kimliğe dönüştürüyor; öfke, coşku ve aidiyet dalgaları saniyeler içinde etrafa yayılıyor. Böylece futbol yalnızca gündemi örten bir perde değil aynı zamanda toplumun kendi isteğiyle içine girdiği bir konfor alanı haline geliyor. Bugün hâlâ memleketin nabzı hızlandığında stadyumların sesi her şeyi bastırabiliyor. Memleketi ilgilendiren bir sorun gündemi sardığında, futbol yardıma yetişerek "parmağın gösterdiği yeri boşver, parmağa bak!" diyebiliyor.
Topun hızlandığı her an asıl sorunlar sessizce görünmezleşiyor. Ekonominin günden güne çözüldüğü, adaletin bıçak sırtında kaldığı, yaşamın ağırlaştığı anlarda toplumun dikkati bir anda VAR çizgisinin milimetrik hesabına kayıveriyor. Böylece toplumsal bilinç yavaş yavaş aşınıyor, öfkenin yönü değişiyor, insanlar da tartışma enerjisini siyasi meselelere değil spor programlarına harcıyor. Futbolun öfkesi siyasal öfkenin yerini aldıkça dilimizden düşürmedğimiz demokrasi de eleştiri refleksini kaybediyor. Medya spor sayfalarıyla şişerken habercilik daralıyor, kamusal bilgi yerini gürültüye bırakıyor. Kutuplaşma ise azalmak yerine yalnızca başka bir sahaya taşınıyor. Artık "biz" ve "onlar" sadece siyasi partilerde değil tribünlerin renklerinde de çoğalıyor. Sonunda ortaya üç aşağı beş yukarı şöyle bir tablo çıkıyor: toplumun enerjisi hakem kararlarına akarken, siyasetin hesap verebilirliği giderek buharlaşıyor. Gündem topun peşinden koşarken iktidar da hiç zorlanmadan kendi ritmini sürdürebiliyor. "Futbol asla sadece futbol değildir" sözünü doğrularcasına geriye hep aynı manzara kalıyor: Top yuvarlanıyor, gürültü dağılıyor, fakat ağır meseleler yerinden bir türlü kıpırdamıyor.
Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()