Petzold'un hayaletleri hayata dönüyor: "Aynalar No. 3"

Petzold'un hayaletleri hayata dönüyor: "Aynalar No. 3"
AYNALAR NO. 3 (Christian Petzold, 2025).

Christian Petzold, yeni filminde sanki sinemasının tematik hırsını ve karmaşıklığını yeniden ölçeklendiriyor. Aynalar No. 3  (Mirrors No. 3, 2025) “küçük” bir film, hatta Kızıl Gökyüzü'nden (Afire, 2023) de küçük. Olay örgüsü asgari, karakter sayısı az (özünde dört), mekanlar en gerekli olana indirgenmiş. Başlangıçtaki bir kazadan doğan hikaye yavaşça serpiliyor, zorlama sürprizlere ya da karmaşık dönüşümlere başvurmadan dümdüz akıyor.

Yine de bu küçülme bir kusur sayılmaz. Kızıl Gökyüzü'nün sezdirdiği gibi, Christian Petzold’un yaratıcı damarı yeni bir “hafiflik” bulmuş gibi görünüyor. Bu, basitleştirme ya da yüzeysellik anlamına gelmiyor. Yaşamın karmaşıklığını ayrıntılarda görünür kılmak, hikayenin çizgilerini, öncüllerini ve imalarını birkaç yumuşak dokunuşla çizip oradan pek çok olası gelişmeye açmak demek. En önemlisi de biçimin sadeliğinde duygusal bir yoğunluk ve anlam derinliği bulmak demek. Bu da büyük yaratıcıların bize armağanıdır.

Paula Beer’in canlandırdığı Laura, Christian Petzold’un son üç filminde olduğu gibi bu filmin de merkezinde. Film boyunca çok yavaş bir dönüşüm geçiriyor: Kendini adım adım topluyor, biraz daha güçlü ve kendinden emin oluyor; ama bir anda değil, ağır ağır.

Aynalar No. 3, insanların acılarını aşmak için birbirleriyle oynadıkları oyunların bir eskizi, izlenimci bir durum tablosu gibidir. Laura’yı ilk gördüğümüz anda derin bir hüzün hissederiz. Nehre bakan bir kıyıda tek başına durur ve bir kürek sörfçüsünü seyreder, sanki nereye gidiyorsa onunla birlikte gitmek ister. Berlin’de konservatuvarda okuyan bir piyanisttir. Filmin adı da Maurice Ravel’in bir piyano döngüsünden gelir, Laura’nın daha sonra çalacağı üçüncü parça “Une barque sur l’océan” (Okyanusta Bir Tekne) olur.

Christian Petzold’un sinemasına aşinaysanız, onun bir “hayalet filmleri” ustası olduğunu bilirsiniz. Karakterleri çoğu kez zaten birer hayalettir, dünyada yürüyen ölümsüzler. Ancak nehir kıyısından kısa süre sonra yaşanan kaza, zihniniz Petzold filmleriyle doluysa sizi yanlış bir yola saptırabilir. Çünkü bu film ölümsüzlerin ara dünyasına gitmez. Hayaletler direnç gösterir, sıkıştıkları Araf’tan sıyrılır ve yeni bir hayata uyanırlar.

Aynalar No. 3, karanlık ve dramatik tonlar taşıyan bir huzursuzluktan yola çıkıyor. Yine de Christian Petzold trajediye geniş bir alan bırakmıyor. Hikayeyi harekete geçiren trafik kazası kadraj dışında kalıyor. Kahramanların içini kemiren acı uzun süre dile getirilmiyor. Her şeyden önce Laura’nın şaşkınlığının ve huzursuzluğunun nedenlerini bilmiyoruz. Her şeyi bir yaraya dönüştüren bir gölge bu. İfade yitimine, bir tür afaziye, içte çözülemeyen bir düğümün doğurduğu tıkanmaya dönüşüyor. Paula Beer’in yüzünde sanki Undine (2020) filmindekiyle aynı, acılı ve tedirgin bir ifade beliriyor.

Film ilerlediğinde Laura’nın sığındığı Betty’yi neyin kemirdiğini, kocası Richard ve oğlu Max’le huzur içinde yaşamasını neyin engellediğini öğreneceğiz. Ama Laura’nın geçmişi ve dünyası hakkında pek az şey keşfedeceğiz. Bir noktada babası ortaya çıktığında, Petzold adama bir yakın planın haysiyetini bile bahşetmiyor. Tıpkı sevgilinin kayboluşunun da aniden ve neredeyse acısız olması gibi: “Acı çekmem gerekir, biliyorum. Ama öyle değil. Zaten uzun zamandır artık bir çift değildik.”

Petzold’un oyuncularına izlettirdiği “referans filmler” hep vardır, bu kez onlardan biri Hitchcock’un Rebecca'sı. Hitchcock’un klasiği, Petzold’un filminde en az iki biçimde yankılanıyor. Rebecca'da genç ve yeni evli bir kadın kocasının evine taşınır, ölen eski eşin ruhu hâlâ o evde hüküm sürmektedir. Başta genç kadın ürkek ve içine kapanıktır ama filmin ortalarında güç dengeleri değişir. Birinin işleri yönetmesi gerekir, o da tıpkı  Laura’nın yaptığı gibi yavaş yavaş doğrulup yönetimi devralır. Bir de iki kadın arasındaki ilişki vardır: Genç kadın, efendisi bildiği hanımını sevmiş ve onun yasını atlatamamış bir kahyayla karşılaşır. Kahya düşman değil de müttefik olsaydı, yeni gelen kadın uyum sağlar ve onun tarafından bir “yedek Rebecca” olarak yönlendirilir miydi? Petzold’deki iki kadın arasındaki ilişki, aynı motifin daha aydınlık ve daha yumuşak bir varyasyonu.

Christian Petzold’un en görünür temsilcisi olduğu Berlin Okulu’nun bir özelliği, gerçekliği olduğu gibi kopyalamak yerine kameranın önünde gelişmesine izin vermesidir. Laura ile Betty arasındaki ilişki de böyle kurulur. Barbara Auer çok az şey yaparak büyük etki yaratır, sessizlik ve tereddüt anlarını ince oyununa yedirir.

Petzold’un filmlerinde giderek daha sık gördüğümüz gibi, Aynalar No. 3 de özünde hayata dönüşün hikayesidir. Bunun getirdikleriyle birlikte: Yeni bir ışığın, olumlu bir esintinin algısı —kimi zaman mutlak bir şefkat ânına, kimi zamansa tasasız bir neşeye dönüşen bir algı. Komedinin tonlarına kadar yaklaşır, Laura’nın Königsberg köfteleri yaptığı sahnede olduğu gibi. Ama aynı zamanda yeniden hissetmeyi öğrenmesi gerekenlerin tereddütleri, kararsızlıkları, mahcubiyetleri de vardır.

Filmin sonunda gelecek, başlangıçta planlandığı kadar somut değildir. Yine de Aynalar No. 3, Christian Petzold’un bugüne dek anlattığı en umutlu ve en sıcak hikayelerden biri. Bu, belki de tesadüf değildir: Dünya paramparça olmuşken, yönetmen kusursuzu değil daha iyiyi, onarmayı anlatan bir filmle karşımızda.

Her halükarda hepimiz okyanusta birer tekneyiz, dolayısıyla dalgalarla, rüzgarlarla ve aşağıda açılan uçurumun korkusuyla yüzleşmek zorundayız. Her şeye rağmen yaşamak... Bir çözülme olmasa bile perdede beliren son görüntüde, gözleri karşıya sabitlenmiş Laura’nın yüzü bir gülümsemeye açılır. Sanki bir aydınlanma gibi, bizi yola devam ettirecek bir şeyin ya da birinin keşfi...


Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.