“Planlı eskitme” bir komplo teorisi midir?

“Planlı eskitme” bir komplo teorisi midir?
planli-eskitme-komplo-teorisi-midir

Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya adlı meşhur romanında, kaydedilmiş seslerin çocukları yeni tüketiciler olarak gelecekteki rollerine hazırladığı bir toplumu betimler, çocuk yuvalarında dinletilen fısıltı gelecekte oluşacak talebi geleceğin sanayi arzına uydurmaktadır. Yorulmak bilmez fısıltı “uçmaya bayılıyorum, yeni elbiseler edinmeye bayılıyorum,” der. “Fakat eski elbiseler korkunçtur,” diye devam eder. “Eski elbiseleri daima çöpe atarız. Atıp kurtulmak onarmaktan iyidir.”

Huxley, toplumsal bir hiciv olarak kaleme aldığı romanında elbette distopik bir dünyayı resmediyor. Geleceğin modern toplumlarına verdiği insanlık dersinin işe yarayıp yaramadığı tartışılabilir, ne var ki romanda kendine yer bulan propaganda sözlerinin günümüzde çoksatan ürünlerin birçoğu için geçerli olduğu pekâlâ söylenebilir. Artık “evladiyelik” diye nitelendirilen ürünlere nadiren rastlıyoruz; satın aldıklarımız çabucak bozuluyor, yıpranıyor veya eskiyor.

Bir ürün satın aldığımızda elbette onu yıllar boyu kullanacağımızı hayal ederiz. Fakat çoğu zaman ürünlerin kullanım ömrü sandığımızdan daha kısa olur: akıllı telefonlar yavaşlar, yazılımlar ağırlaşır, piller bitiverir, yazıcıların kartuşları tükenir, ampuller patlar, naylon çoraplar kaçar, giysiler birkaç yıkamadan sonra yıpranmaya başlar, kozmetik ürünlerinin ambalajı açıldıktan sonra son kullanım tarihi bellidir. Peki, satın aldıklarınız bozulmak üzere tasarlanmış olabilir mi?

“Planlı eskitme” diye bilinen endüstriyel tasarım stratejisinin kökeni 20. yüzyılın ilk yarısına kadar uzanıyor. ABD’deki büyük ekonomik buhranı sonlandırmak, tepetaklak olmuş ekonomiyi büyütmek ve tüketimi yeniden canlandırmak üzere ortaya çıkıyor. Önceleri destekçi bulmakta zorlanıyor, ancak 1940’ların sonuna doğru endüstriyel tasarımcı Brooks Stevens eliyle popülerlik kazanıyor. Bir ürünün ömrü artık kullanımına göre değil, şirketlerin satış takvimine göre belirlenmeye başlıyor. Daha fazlası, The Lightbulb Conspiracy (Ampul Tuzağı, Cosima Dannoritzer, 2010) belgeselinde ayrıntılarıyla ele alınıyor.

Planlı eskitme stratejisinin kimilerince “komplo teorisi” diye damgalanmasının asıl nedeni Phoebus Karteli. Osram, Philips ve General Electric gibi dünyanın en büyük ampul üreticileri, 1924’te bir araya gelerek dünyadaki ampul üretimini ve satışını düzenlemek üzere bir kartel kurdular. En büyük icraatları da 1880’de General Electric’in patronu Thomas Edison tarafından tanıtılan ve 2500 saate kadar işlev görebilen ampullerin üretimini ve satışını yasaklayıp tüm ampullerin 1000 saat işlev görebilecek şekilde tasarlanmasına karar vermek oldu.

Kartele 30 yıllık ömür biçilmiş olsa da, 1939’da II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle faaliyetlerine son verildi. Ampullerin ömrünü bilinçli şekilde kısalttıkları da belgelendi, dolandırıcılığın ayrıntıları onlarca yıl sonra gazetecilik soruşturmalarıyla ortaya çıktı. Oysa ABD’nin Kaliforniya eyaletinin Livermore-Pleasanton İtfaiye Departmanı’ndaki ampul (Centennial Light) 1901 yılından bu yana yanıyordu. Şüpheli mi geldi? Yeni akıllı telefon modellerinin satışlarını artırmak üzere eski modellerin performansını kasıtlı olarak düşüren Apple ve Samsung’a açılan davaları hatırlamak herhalde yeterli olacaktır.

Elbette ürünlerin sonsuza kadar dayanması pek mümkün değil, her şey zamanla eskiyecektir. Ancak planlı eskitme günümüzde halen yaygın biçimde kullanılan bir tasarım stratejisi. Büyük üreticiler, müşteriler her seferinde cüzdanlarına davransın diye, incelikli veya kaba saba yöntemlerle, aynı hileye türlü biçimlerde başvuruyor. Onarım masrafları ürünün yenisini almaktan daha pahalıya geliyor veya yeni modellere uygulanan estetik iyileştirmelerle aynı ürünün eski versiyonları çekiciliğini bir anda kaybediyor.

Modern ekonomi teorileri, ürün ömrünü bilinçli kısaltmanın her zaman optimal bir strateji olmadığını da ortaya koyuyor. Mesela aşırı eskitme markaya duyulan güveni zedeleyebiliyor, uzun vadeli kârı düşürebiliyor. Planlı eskitmenin komplo teorisi olarak nitelendirilemeyecek kadar güçlü tarihsel kanıtları var, ne var ki günümüzde yaşanan ürün kullanım ömrü sorunlarını yalnızca bu stratejiyle açıklamak indirgemeci bir yaklaşım olacaktır.

Planlı eskitme, mevcut ekonomi sistemin ve teknolojik değişimin keşiminde yer alan çok boyutlu bir olgu. Planlı eskitme stratejisi olsun veya olmasın, tüketiciler için sonuç değişmiyor. Sürekli yenisini almak zorunda kalıyorlar, bu da hem ekonomik açıdan yeni yükler getiriyor hem de çevresel açıdan görmezden gelinemeyecek bir atık problemine ve doğal kaynakların hızla tükenmesine neden oluyor. Ekonomik sistemin işleyişi ve teknolojik ilerlemenin hızı hepimizi aynı kısır döngüye mahkum ediyor.

Planlı eskitme stratejilerinin sınırlandırılması için elbette yasal düzenlemeler gerekiyor. Avrupa Birliği, 2015 yılında, elektronik cihaz üreticilerinin ürünlerinin amaçlanan kullanım ömrünü ve ürünün yedek parçalarına ne kadar önce ihtiyaç duyulacağını beyan etmelerini gerektiren bir yasayı kabul etti. Ancak atık miktarını azaltmayı ve sürdürülebilir bir yaşamı hedefliyorsak bu yasaların yaygınlaşması gerekiyor. Sorumlu tüketiciler olmamız ve haklarımızı aramamız da hepsinden daha önemli görünüyor.