Ricky Gervais’in son gösterisini sevmedim, ama sandığınız nedenden değil
Ricky Gervais’in yeni gösterisi Armageddon, 2023 bitmeden Netflix kataloğuna eklendi. En azından benim sosyal medya akışıma düştüğü kadarıyla pek de beğenilmedi. Örneğin komedyen Baturay Özdemir, woke (ayık) kültürü yüzünden Gervais’in her şakadan önce icazet almak mecburiyeti hissettiğini söyledi. Meselenin woke kültürü olmadığını belirterek Gervais’in artık komik olmadığını savunanlar ya da tavrını, ele aldığı konuları eleştirenler de oldu. Burada ulaşılan sonuçlara katılıyorum, bence de Armageddon Gervais’in en güçlü işlerinden biri değil. Sebebi konusunda ise aynı düşünmüyorum.
Ricky Gervais’in Armageddon’daki temel argümanını "Artık ben de ayığım, eskisi gibi kötü kötü şeyler söylemeyeceğim," diye özetlemek mümkün. Bunun üzerinden de kimlik politikalarının savunucuları ve iklim aktivistleri başta olmak üzere günümüz dünyasının "ayık" figürlerini tiye alıyor.
Şuradan başlayalım, her şeyin şaka konusu olabileceğini, mizah bağlamında önemli olanın şakanın nasıl anlatıldığı (İngilizcede delivery) olduğunu düşünenlerdenim. Nitekim bu görüşü en iyi ifade eden de Ricky Gervais’in kendisi: Bir konudan (bu konu bir şaka da olabilir) rahatsız olmanız, haklı olduğunuz anlamına gelmez. Yakın dönemde Türkiye’de tartışılan meseleler üzerinden örnek vermek gerekirse, yatalak insanlar hakkında da şaka yapılabilir, muhasebeciler de alay konusu olabilir, önemli olan nasıl yapıldığıdır. Dolayısıyla benim nezdimde Gervais’in gösterisindeki sorun şakaların konusu değil.
Öte yandan ofansif bir dil kullanırken farklı bir gerçeğe işaret etmek (örneğin ofansif dili, toplumun bir konudaki ikiyüzlülüğünü açığa çıkarmak için kullanmak) farklı, aklına gelen en kaba, rahatsız edici sözcükleri art arda sıralamak farklı. YouTube’un en iyi kültür-sanat eleştirisi kanallarından Nerdwriter, bu yaklaşımlardan ilkini "ahlaki dedektiflik" olarak adlandırıyor. Kullandığı örnek, cinayeti çözecek bilgiyi edinmek için yakaladığı adamı binanın tepesinden sallandıran anti-kahramanlar. Normal şartlarda işkenceyi savunmayız, değil mi? Ama özellikle kurmaca evrenlerinde toplumsal açıdan daha mühim bir ödülü varsa (dedektif cinayeti çözecek, katili yakalayacak), ahlaki değerlerimizi ("İşkence kötüdür!") biraz esnetebiliyoruz. Komedyenler de benzer şekilde sınırları zorlayabilir, başka bağlamlarda hoşa gitmeyecek, kabul bile edilemeyecek laflar edebilir, esas önemli olan söylemin tamamı değerlendirildiğinde nerede konumlandığıdır. Bunu belirlemek kimsenin haddine olmayabilir, ama ofansif mizahın sınırını buradan, mizahi bağlamla politik bağlamı ayırarak çizmek bana mantıklı geliyor.
[mailerlite_form form_id=10]
Yaptığı şakalara gelen tepkiler, geçtiğimiz yıllarda Ricky Gervais’in zihninden çıkmış pek çok işte olduğu gibi Armageddon’ın da ana eksenlerinden birini oluşturuyor. Kendisinin buradaki duruşu da net: "Ben burada bir rol canlandırıyorum, Kuzuların Sessizliği’ni izleyip Anthony Hopkins’in yamyam olduğunu düşünmüyorsunuz, değil mi?" Tabii yukarıdakinden daha zayıf bir argüman bu. Rol yaptığı, dolayısıyla gerçek fikirlerini söylemediği doğru olabilir, aksini düşünmemiz için bir sebep yok. Ancak komedyenin bir karakter olması onun söyledikleriyle kurulabilecek tek ilişkiyi gülüp geçmeye indirgiyorsa, herhangi bir kurmaca eserin söylem analizi, yani eleştirmenin işi başlı başına boşa düşüyor.
Gösterinin "Artık ayığım, o yüzden yasadışı göçmenleri çok seviyorum," diye özetlenebilecek kısmını ele alalım. Burada Gervais, Manş Denizi’ni botlarla geçerek İngiltere’ye gelmeye çalışan mültecilerin yalnızca genç erkeklerden oluştuğunu vurguluyor, evini mültecilere açtığı bilinen eski futbolcu Gary Lineker ile dalga geçiyor. Yaklaşık bir dakikalık bu şaka, politik açıdan mevcut muhafazakar hükümetin yakın dönemdeki en büyük vaatlerinden "Stop the Boats" [Botları Durdur] ile tamamen aynı noktada hizalanıyor. Sığınmacıların taleplerini kestirip atmaya dayalı, ülkede yükselen ırkçı dalgayı doğrudan tetikleyen "Stop the Boats" çağrısı, bu yıl yapılması beklenen seçimleri kaybedeceğine kesin gözüyle bakılan Muhafazakar Parti’nin tutunduğu yegane dallardan.
Britanya’nın anaakım söyleminde göçmen karşıtlığı öyle bir noktaya geldi ki hükümet 2022’de başlaması planlanan, ancak Yüksek Mahkeme’nin kararı başta olmak üzere çeşitli hukuki engellerle karşılaşan "Ruanda Planı"nı gerçekleştirmek konusunda hâlâ kararlı. Sığınma talebinde bulunanları işlemleri sonuçlanana kadar Ruanda’ya göndermeyi, talepleri kabul edildiği takdirde Ruanda’da bırakıp edilmediği takdirde ülkelerine – veya net olarak ifade edilmeyen üçüncü bir ülkeye – geri yollamayı öngören bu düzenlemeyi yürürlüğe koymak için şu sıralar Yüksek Mahkeme’nin kararının arkasından dolanmaya, Ruanda’yı "güvenli ülke" statüsüne sokmaya çalışıyorlar. Sonradan geri adım atıldıysa da "Skilled Worker" [Vasıflı İşçi] vizesi almak için gerekli maaşın yıllık 38.700 sterline yükseltilmesi[i] veya Başbakan Rishi Sunak’ın yeni yılın ilk gününde yabancı üniversite öğrencilerinin aile üyelerini Birleşik Krallık’a getirememelerine neden olacak yeni yasal düzenlemelerle övünmesi gibi gelişmeler, bu yaklaşımda hız kesmeye niyetleri olmadığına işaret ediyor. Tüm bunların Birleşik Krallık’a yapılan bu tip yolculukları azaltmayacağını, aksine daha da yeraltına iterek tehlikeli hale getireceğini, çocuklar başta olmak üzere tüm savunmasız grupların zarar göreceğini öngörmek için konunun uzmanı olmaya gerek yok, ama ayrıntısını okumak isteyenler için bu rapor yeterince açık biçimde ifade ediyor. Hal böyleyken, görece ilericiliğiyle nam salmış Britanya’nın en ünlü komedyeninin onlarla yan yana düşmesi de haliyle önem kazanıyor.
Hayatı tek bir kimlikten ibaret görmenin, iklim krizine karşı geliştirilecek mücadeleyi bireylerin üzerine yıkmanın elbette ki eleştirmeye değer yanları var. Bunları yaparken Armageddon’ın gerçekten komik olduğu yerler de var. Başka bir yerinde vurguladığı gibi, biri gözümüzün önünde boğuluyorsa, ona hangi adla ya da zamirle hitap ettiğimiz pek de önemli olmayabilir. Yalnız gözümüzün önünde boğulanlar göçmenlerse, Ricky Gervais için işler belli ki değişiyor.
[i] İçinde bulunduğum için görece iyi bildiğim akademi üzerinden bağlamlaştırmak gerekirse, doktora öğrencilerinin, doktora sonrası araştırmacıların ve kariyerinin başındaki öğretim üyelerinin bu kıstası sağlamaları pek kolay değil.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()