Romantik ilişkilerde "uzmanlaşmak"

Romantik ilişkilerde "uzmanlaşmak"
New York, 31 Aralık 1959. Fotoğraf: Henri Cartier-Bresson, Magnum Photos.

Son yıllarda akıl vermeyi meşrulaştırmanın muazzam bir kılıfı oldu “danışman” kelimesi. Danışmanlığın bir okulu, kitabı, kuralı yok. Size danışan birileri olduğu müddetçe danışman olabilirsiniz. Hiçbir kontrole tabi olmadan, söylediğinizin mesuliyetini almak zorunda kalmadan… Üstelik aklınıza gelebilecek her konuda, hiçbir sınır yok. Bu işle ne kadar ünlü olacağınız da ne kadar para kazanacağınız da kibarca iletişim, kabaca dolandırıcılık becerilerinize bağlı. Elbette çağın tüm şarlatanlarının kullandığı gibi bu yolda en yakın dostunuz da sosyal medya.

Toplumun kafa yormak konusunda ortaklaştığı meselelerden en popüleri ilişkiler olabilir, özellikle romantik ilişkiler. Hal böyle olunca, ilişki danışmanlığı da en kârlı uzmanlık alanlarından biri olageldi. Bu durum sosyal medyayla başlamadı elbette. Deyim yerindeyse, bu işlerin piri olan Aşkım Kapışmak, Adil Yıldırım gibi isimleri gündüz kuşağında senelerce yorumlarıyla dinledik. Psikoloji bilimine dair pek de bilgileri olmayan bu insanlar bazen uzman, bazen yaşam koçu, bazen de mentor sıfatıyla karşımıza çıktılar. Tavsiyeleriyle tüm ilişkilerin ayrılıktan kurtulabileceği veya herkesin herkesi elde edebileceği gibi iddialı olduğu kadar yaşamın akışına ters genellemeleri dillendirmekten de geri durmadılar.

İlişkiye ya da ilişkiye bakış açımıza dair soruları doğru çizilmiş sınırlar çerçevesinde iletişime açmakta elbette hiçbir sorun yok, bilakis sağlıklı olan bu. Ancak söz konusu tavsiyelerin genellemelerden ibaret olması şahsi ilişkilerimizden çok toplumun ilişkiye bakış açısıyla ilgili. Dolayısıyla bu yazı kendilerini “ilişki uzmanı” (veya benzerleri) olarak tanımlayan kimselerin yetkinlikleriyle de söylediklerinin doğru olup olmadığıyla da ilgilenmiyor. Asıl irdelemek istediğim mesele, ilişkinin nasıl “danışılması gereken” bir mevzu haline geldiği ve bu danışmanlık müessesesinin parlattığı kalıplar.

[mailerlite_form form_id=10]

İlişki, sözlükte “iki ya da daha çok şey arasındaki karşılıklı ilgi, bağ” olarak tanımlanıyor. Buradaki “karşılıklı” kelimesi önemli çünkü "ilişki uzmanlığı" kavramındaki asıl sorun burada yatıyor. İlişki uzmanları, karşılıklı bir iletişime dışarıdan, hatta çoğu zaman mevzubahis kişilerden hiçbirini tanımayacak kadar dışarıdan, bir ekranın ardından müdahale etmekte beis görmüyorlar. Sonunda hem bireylerin hem de ilişkinin biricikliği bu toplumsal ahlak kuralları ve rolleriyle dolu mottoların arasında yitip gidiyor. Üstelik bunu artık yalnızca televizyonda gördüğümüz, nispeten tanınan isimler de yapmıyor. TikTok ve Instagram sağ olsun, artık eli telefon tutan herkes birer ilişki uzmanı. Bu tavsiyelerle dolu yankı odalarının içinde dönen söylemlerse hep aynı.

Tiktok’ta #ilişkitavsiyesi, #ilişkikoçu, #ilişkiuzmanı gibi etiketlere kısa bir göz attığınızda karşınıza çıkan içerik bolluğuna şaşırabilirsiniz. Bu derya deniz misali içeriklerin çoğu aslında yabancı ilişki koçlarından ya da 1990’lar ve 2000’lerin ünlü kişisel gelişim kitaplarından alıntılardan ibaret. Tavsiyelerin aldığı etkileşimler öyle güçlü ki, bu kitaplardan bazıları TikTok sayesinde onlarca yıl sonra en çok satanlar listelerine bile geri döndüler.

Tavsiyeler yüksek oranla kadınlara yönelik ve tahmin edebileceğiniz üzere ilişkinin tüm yükünü “yuvayı yapan dişi kuşa” yükler cinsten. Videolarda "asla ilk iletişim kuran kişi olmamak" gibi klişelerden "gözlerinin içine bakarak ruj sürmek" gibi jestlere, "evinizden özel araçla alınmadığınız randevulara gitmemek" gibi tuhaf kurallardan mesajlaşma kalıplarına kadar “hayatınızı değiştirecek” pek çok noktaya değiniliyor. Hepsinin ortak paydasıysa kadınların yüzyıllardır yıkmaya çalıştıkları ataerkil normları sözde modern dünyaya uyan bakış açılarıyla yeniden üretmeleri. “Kendi değerini bilmek” ya da “özsaygıyı korumak” gibi çarpıtılmış psikoloji terimlerinin arkasına saklanan tüm bu söylemler, özünde kadının özel alana döndüğü, toplumsal hayattan uzaklaştığı, aile ve eş odaklı bir yaşam sürdürdüğü bir dünya hayaline hizmet ediyor. Erkekler ve beraberinde otomatik olarak gelen maddi ve manevi refah hayali hep ulaşılması gereken hazinelerken kadınlar da hep onlara ulaşmaya çabalayan, “muhtaç” avcılarmış gibi sunuluyor.

[mailerlite_form form_id=11]

Kadın biraz gizemli olmalı, ilk adımı atmamalı, hesabı ödememeli, özenli ama abartısız görünmeli gibi klişelerin hiçbiri aslında ilişki tavsiyesi değil. Hepsi kadının hiçbir alanda erkekle eşit olmadığı (olsa bile bunu saklaması gerektiği) düşüncesinin birer uzantısı. Ne kadar dişil enerji, feminenlik, alma-verme dengesi gibi ilk görüşte anlamlı zannedilebilecek kişisel gelişim kalıplarının içine sokulursa sokulsun, gerçek aslında su götürmez bir gericilikten ibaret.

Öte yandan bu tavsiyeler cinsiyetçi olmanın ötesinde ilişkinin öznelliğini de bir kalemde silip atıyor. Hegemonyanın en can alıcı araçlarından biri olan tektipleştirme en özel alanımıza, aşkımıza da sirayet ediyor. Bu zamana kadar samimiyet diye tanımladıklarımız kolaylıkla yavşaklığa, fedakarlık diye tanımladıklarımız aptallığa, soğukluk diye tanımladıklarımız düşmanlığa dönüşebiliyor. A ile B’nin yıllar boyu yetiştikleri aileden doğdukları semte, ilgi alanlarından ruhsal sağlıklarına kadar yüzlerce faktörün bir toplamı olarak sergiledikleri davranışları birdenbire kadın ve erkek etiketleri altında kaybolup gidiyor. Heteroseksüel ilişkiler içinde olmayanlar bu tavsiyeler arasında zaten hiç yer bulamıyor. Normlara uymayan en ufak bir görüş ise başlı başına linç konusu. Oysa ilişki uzmanlarının çizdikleri bu sınırları kusursuz evren gerçek olsaydı muhtemelen ÇOK sıkılırdık.

Romantik ilişki aslında doğasında uzmanı olmayı mümkün kılmayan bir kavram çünkü varlığını borçlu olduğu heyecan bizzat öngörülemeyişinden kaynaklanıyor. İletişimden duyduğumuz hazzın büyük bir sebebi başka bir aklın, bedenin ve ruhun ne düşündüğünü, hissettiğini ya da yapacağını hiçbir zaman tam olarak bilemeyişimiz. Dolayısıyla kendilerinde ilişki bilirkişisi olma hakkını bulan bu kimselerin bizi uzak tutmak istediği ayrılık, reddetme, belirsizlik, mutsuzluk gibi kavramların aslında başlangıçlara, kabullenişlere, rutinlere ve mutluluklara giden yolda oynadığı rolü azımsıyoruz. Nasıl ki siyah renk olmadan beyazın olması fiziksel olarak mümkün değilse anlaşmazlık olmadan anlaşmaya varmak, sevgisizlikle sınanmadan sevgiyi tanımlamak, mutsuzluğu gözlemlemeden mutluluğu hissetmek de fiziksel olarak mümkün değil.

Bu yüzden mutlaka bir ilişki tavsiyesi almak zorundaysak bu yalnızca herkesin kendi hissini, kendi zamanında, kendi seçimleriyle deneyimlemesi gerektiği olabilir. İnsan iradesini hiçe sayan sınırlar yalnızca yeterince deneyimlenmemiş bir yaşamın taşlarını döşeyebilir.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.