Sahneyi kim teslim aldı?
Bu ülkede sanatçıların sahnesi fazlasıyla daraldı, hepimiz biliyoruz.
Başlıktaki soru elbette retorik, cevabı herkesçe biliniyor. Bu ülkede sanatçıların sahnesi fazlasıyla daraldı, hepimiz biliyoruz. Şimdi de sıra elimizde avucumuzda kalan o dar alanda “kimin meşruiyetine” hizmet edeceğimizi belirlemeye geldi. Dün gece düzenlenen Afife Tiyatro Ödülleri, bu meselenin artık yalnızca politik değil estetik bir kriz halini aldığını bir kez daha gösterdi. "En İyi Kadın Oyuncu" seçilen Sükun Işıtan’ın sahnede ödül alırken Tamer Karadağlı’ya teşekkür etmesi, bireysel bir jestin ötesinde kolektif hafızada yeni bir kırılma anıydı. Haliyle tepkilere neden oldu, protesto edildi. "En İyi Oyun" henüz açıklanmadan salon neredeyse boşaldı.
Tamer Karadağlı’nın devlet eliyle atandığı Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü makamı, AKP’nin yıllardır kültür-sanat alanını kontrol altına alma stratejisinin bir simgesine dönüşmüşken, ona teşekkür etmek yalnızca kişisel bir seçim değil aynı zamanda politik bir tercih, hatta açık bir katılım beyanıdır. Bu tercih, geceye sponsor olan Yapı Kredi’nin kültür politikasıyla birleştiğinde tiyatronun giderek reklama, sponsorluklara, konforlu ve apolitik bir gösteriye indirgenmesine dair daha büyük bir sorunu açığa çıkarıyor: Sanat bağımsızlığını kaybettikçe elbette “neye” değil “kime” hizmet ettiği düşünülür hale geliyor.
Tamer Karadağlı’nın tiyatro sanatı üzerindeki sembolik gücü artık yalnızca kendi politik geçmişiyle değil ona alkış tutanların sessizliğiyle de ölçülmeli. Bugün tiyatroya sponsor olan sermaye grupları yalnızca perde arkasında değil bizzat sahnede yerlerini alıyor. Bu yeni rejimde, sahnede kalmanın yolu yalnızca yetenekten değil (neoliberal rejimin hemen her alanında olduğu gibi) “uyumdan” geçiyor. Uyumun tanımı ise açık: Sessizlik. Teşekkür. Alkış. Halkla ilişkiler. Tiyatrocular ve seyirciler arasında yaşanan çatışma da buradan kaynaklanıyor. Zira bazıları teşekkür ederken, bazıları da sahneyi terk ediyor.
Şu soru artık ertelenemez: Sanatçı sahnede kime teşekkür ettiğinde alkışlanır, kime ses çıkardığında yuhalanır? Bu yılki Afife Ödülleri’nde yaşananlar, kültür-sanat alanında yaşanan daralmayı yalnızca içerik bakımından değil kendi bağlamıyla okumamızı zorunlu kılıyor. Çünkü mesele sadece bir oyuncunun ödül konuşmasında kimi andığı değil, o ödül töreninin kimler tarafından finanse edildiği, hangi iktidar biçimlerinin sahnede temsil edildiği ve hangi sessizlik biçimlerinin makbul kılındığıyla ilgilidir.
Bugün oyuncular yalnızca rollerini değil pozisyonlarını da seçmek zorunda bırakılıyor. Bu pozisyon, bazen bir teşekkür cümlesinde, bazen de salondan erken ayrılma kararında somutlaşıyor. Her halükarda bu artık sadece sanatsal bir tercih değil ahlaki, politik ve toplumsal bir duruş meselesi.
Ve unutmayalım: Sahneyi terk edenler sadece izleyiciler olmadı. Sahnenin kendisi de çoktandır başka bir şeye dönüştü. Bu yazı, bir çağrı değil. Belki basit bir hatırlatma olabilir: Sanat reklam değildir. Teşekkür edilen kişi, bazen oyunun kendisini değiştirir.
sayın okur, sizin desteğiniz sayesinde bağımsızlığımızı koruyabilmek bizim için çok kıymetli. içeriklerimizin daha geniş kesimlere ulaşabilmesi için vesaire’yi patreon üzerinden destekleyebilirsiniz.