Şahsiyet son fasıl: “Kader deyip geçemezsin”

Şahsiyet son fasıl: “Kader deyip geçemezsin”
sahsiyet-web

Türkiye’de herkes her şeyi anında unutmaya meyilli olsa da geçmiş bir türlü geçmeyen bir hastalık gibidir, semptomlarını durmadan tekrarlar. Davalar zamanaşımına uğrasa da, insanlar zorla kaybedilse ve faili meçhul cinayetlere kurban gitse de genelde konuşulmayan karanlık siyasi geçmişimiz çatıdan damlayan su veya duvarda beliren çatlak gibi hayatımıza sızar. Böylece geçmiş hiç geçmez, gelecek de gelmez.

Yönetmenliğini Onur Saylak’ın üstlendiği, senaryosunu Hakan Günday’ın yazdığı Şahsiyet de bu meseleye odaklanan bir diziydi. 2018’de PuhuTV’de yayın hayatına başlayan, başrolünde Agah Beyoğlu karakteriyle Haluk Bilginer’in yer aldığı dizinin ilk sezonu gündemde uzunca süre yer tutmuştu. Dizinin ikinci faslı da GAİN’de yayınlandı, 7 Ocak’taki final bölümüyle sona erdi. IMDb sıralamasında tüm zamanların en iyi yerli dizisi oldu.

İlk sezonunda bir istismar olayını merkezine alan dizi, ikinci sezonda faili meçhul cinayetlere, beyaz toroslara, zorla kaybetmelere odaklanıyordu. Alzheimer olduğunu öğrenen Agah Beyoğlu, şahsiyetini unutmadan evvel yıllar önce üstü kapatılan bir istismar vakasının peşine düşmüş, eski hesabını görmek üzere “kamu yararına” faaliyet yürütmüş, hasıraltı edilen bir dosyanın faillerini teker teker öldürmeye başlamıştı. Peki, “mükerrer katil” Agah Beyoğlu karakteri nasıl derin devletin piyonlarının, çaresizce yakınlarını arayan insanların arasına düşmüştü?

Hakan Günday, ilk sezonda Agah Beyoğlu’nun işlediği üç cinayeti ikinci sezonun merkezine taşıyor. Agah, gençliğinde dava katipliği yaptığı Kambura’da istismara uğrayıp daha sonra kendini öldürmüş Reyhan isimli bir kızın faillerini öldürmeye başlamıştı. Cinayet işlediği gecelerin birinde Beyoğlu’nda öfkelendiği üç adamı hiç düşünmeden vurmuştu. Halbuki öldürdüğü adamların Reyhan’la da, kendisiyle de bir ilgisi yoktu. Mafya bozuntusu olduğunu düşündüğü bu adamların hadlerini bildirmek istemiş, adamların alınlarına da cinayetlerin seri cinayetlerle bir bağı olmadığını gösteren, üzerinde “şahsi” yazan birer plastik şerit yapıştırmıştı. Ama öldürdüğü üç adamdan birinin abisinin yıllarca devlet emriyle insanları zorla kaybetmiş, faili meçhul cinayetlerin baş şüphelisi Kader olduğunu bilmiyordu. Hepimizin birer Alzheimer hastası adayı olduğunu hatırlatarak geçmişi “birlikte” hatırlamamızı sağlayacak, hatırlamanın ıstırabı ile unutmanın laneti arasında salınacaktı.

[mailerlite_form form_id=10]

Dünya mı küçük, yoksa suç mu büyük?

İkinci sezonun başında bölük pörçük hatırladıklarıyla ne yapacağını bilemeyen Agah Beyoğlu bir gün gidip emniyete işlediği cinayetleri itiraf etmek istiyor. Anlattıklarıyla kimseyi seri katil olduğuna ikna edemiyor fakat yıllardır uyuyan devi uyandırıyor. Kardeşini kimin öldürdüğünü yıllardır bilmeyen Kader (Erdal Özyağcılar) bu itiraftan haberdar olunca, Agah’ın sevdiklerini tek tek öldürmeye yemin edip Türkiye’ye dönüyor. Tabii intikamı planı için zamanında ona çalışmış, birlikte faili meçhul cinayetlere karıştığı ekibini de çevresine topluyor. Üstü kapatılan bir istismar davasından faili meçhullere uzanan Şahsiyet’in serüveni de böylece yön değiştiriyor. Unutmadan, hafızasını kaybetmeden zamanında göz yumduğu şeyleri telafi etmeye çalışan Agah, artık yalnız kendini değil ailesini de tehlikeye sokan başka bir davanın içinde buluyor. “Ama işte ne zaman ki insan hiç tanımadığı birilerini düşünmeye başlıyor, katili de hiç tanımadığı biri oluyor.”

Agah Beyoğlu’nun dünyası da, hayatı da küçük. İlk sezondan tanıdığımız gözü kara mükerrer katil değil artık. Hafızasında işlediği cinayetler ve öldürdüğü insanlar hakkında pek bir şey kalmamış. Silahını yanından ayırmıyor ama hikaye artık izleyicinin çözümlemek isteyeceği bir seri cinayetler bütünü değildir, ortada zorla kaybedilmiş insanlar vardır. Failleri de herkes tanımaktadır. Bu nedenle ikinci sezonun meselesi “şahsiyet” değil yüzleşmektir. Vaktiyle kendisine ne emredilirse yerine getirmiş zabıt katibi Agah Beyoğlu yavaş yavaş hatırlamaya başladıkça yalnızca ailesinin hayatını değil, bir mezarı dahi olmayan kayıpları da savunacaktır. Kendini ve toplu mezarı ararken, Kader’in insafına terk edilecektir.

[mailerlite_form form_id=11]

Dizisini yap, bak nasıl izliyorlar

Dizide devlete çalıştığını ve 90’lardaki faili meçhul cinayetlerin sorumlularından olduğunu anladığımız Kader, kod adı “Yeşil” olan Mahmut Yıldırım’a bir gönderme. Dizinin ikinci sezonu boyunca karakterlerin elinde dolaşan Kod Adı: Kader adlı kitaptan da anlayabiliyoruz. Bir yığın karanlık cinayetin tetikçisi ve şüphelisi olduğu düşünülen Mahmut Yıldırım hakkında da Kod Adı: Yeşil isimli bir kitap bulunuyor.

Kader, hakkında kitap yazan gazeteciyi bulup “Bu kitap çok satıyor mu? diye soruyor ama gazeteci olumlu bir yanıt vermiyor. Bunun üzerine insanların kitap okumadığından yakınıp “Dizisini yap bak nasıl izliyorlar”, diyor. “Ama beni kimin canlandıracağı önemli”, diye ekliyor. Kendisinin Türkiye’ye geldiğini bazı kimselere söylediğini öğrendiği mafyaya hesap soruyor. Bu yüzleşmelerden en dikkat çekici olanı onu yetiştiren Albay’la karşılaşması. İzzet Günay’ın canlandırdığı Albay karakteri Kader’in Türkiye’ye gelmesinden, “düzenin” bozulmasından şikayetçi. Hatta Kader’in “baba” diye hitap ettiği Albay, “Kitapta ben Kader filan tanımam, etmem dememe mi bozuldun?” diye soruyor. “Bu Kader gibiler vatan için iş yapıyorum der, ama en büyük vatan haini bunlardır mı deseydim?” diyerek devam ediyor. Bu diyalog da albay ile Kader’in arasındaki güven ilişkisinin aslında hiç olmadığının kanıtına dönüşüyor, devlet aygıtının her kademesinde faili meçhullerden sorumlu birileri olduğuna, adaletsizliğin nasıl kök saldığına işaret ediyor.

Sen insan değil misin?

Kader, Türkiye’de dizi tarihinin en çarpıcı karakterlerinden olmaya aday ama daha önemlisi hikaye akışında önemli bir kırılmaya neden olması. Dizi, bir seri katil hikayesinden yola çıkarak toplumsal hesaplaşmaya, kayıplara, faili meçhullere, bilinen ama inkar edilenlere dair çok şey söylüyor. Agah Beyoğlu’nun dizinin final bölümünde Kürtçe için “Bilinmeyen dil mi?” yazacağız sorusuna kadar görünmeyen, görülmek istenmeyen ne varsa her şey su yüzüne çıkıyor. 1990’larda ancak siyasi mahiyetinden arındırılarak gündeme gelebilen cinayetlerin sorumlularının bugün bir popüler kültür ürününde bütün çıplaklığıyla temsil edilmesi yeterli midir? “Suç” denen olgunun toplumsallığını hatırlatması bile az şey mi? Peki, bir kişi herkesin kurtarıcısı olabilir mi, ancak dizilerde olabilecek bir şey midir bu? Yoksa bir kişi çok mu şey değiştirir?

Vaktiyle dökülen kanı yerde bırakmayan Agah’ın “Ben basit bir memurum, ne gelir ki elimden” cevabına Reyhan karakterinin babaannesi şu cümleyle karşılık veriyor: "Sen insan değil misin?" İnsansın, ölmekten korktuğu halde ölüme inanmayan bir insan hem de.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.