Sanatın aynasında siyaset: Oyuncular, suskunluk, sahne dışındakiler

Sanatın aynasında siyaset: Oyuncular, suskunluk, sahne dışındakiler
sanatin-aynasinda-siyaset

Bu ülkede uzun zamandır hiçbir şey sadece kendi anlamında değil. Mesela bir yasa, yasadan ibaret değil. Sessizlik yalnızca kişisel değil. Oyunlar artık yalnızca birer oyun değil. Her şey fazlasıyla politikleşti, biz istesek de istemesek de. Bu kaçınılmazlık, en çok sanatı etkiliyor. Çünkü sanat, yaşadığımız çağın aynasıysa, o aynada artık yalnızca estetik kaygılar, içsel çatışmalar, bireysel serüvenler değil, yoksulluk, baskı, sansür, korku ve örgütsüzlük de görünüyor.

Önceki haftalarda TBMM’de oylanan maden yasasının ardından doğa talanı da yasal güvence altına alındı. O sırada sanat dünyasında da başka bir “oylama” sürüyordu: Konserler yine iptal ediliyor, tiyatrolar destek alamıyor, birçok özel tiyatro perdelerini açamıyor. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaşanan sansür skandalı hâlâ hafızalarımızda. Ardından birçok tiyatro salonunun etkinlikleri “güvenlik” gerekçesiyle yasaklandı. Bunların hepsi kayıtlı, belgeli, kanıtlı.

Biz de bu ülkenin oyuncuları olarak, bu atmosferde üretmeye, hayatta kalmaya, anlam aramaya çalışıyoruz. Ama bazen şöyle cümleler duyuyorum: Sanat çok siyasallaştı. Her şey politik olmak zorunda mı? Biraz da güzel şeylerden konuşalım. Peki, nedir güzel olan? Benzin, gıda fiyatları sürekli yükselirken, yoksulluk günden güne büyürken güzel olur mu? Çocuk oyuncular sette gece çalıştırılırken olur mu? Tiyatrocular belediyeden sahne kiralayamazken olur mu? Konserleri iptal edilen kadın sanatçılar polis korumasında sahneye çıkarken olur mu?

[mailerlite_form form_id=10]

Şunu açıkça söylemek gerekiyor: Biz bu düzenin sanatçısı değiliz. Bu sessizliğin parçası değiliz. Biz bu karanlığa alışmayacağız. Çünkü bizim mesleğimiz “susmakla" değil, anlatmakla başlar. Bazen sahnede değil, yazıda, yürüyüşte, hayatta anlatırız derdimizi. Bugün bu ülkede bir oyuncu yalnızca sosyal medya paylaşımı nedeniyle yargılanıyor olması, sanatçının sesine yönelmiş doğrudan bir tehdit anlamına geliyor. Cem Yiğit Üzümoğlu hakkında yalnızca bir boykot çağrısına destek verdiği için yedi yıla kadar hapis cezası isteniyor. Yalnızca sahnenin değil, düşüncenin ve dayanışmanın da "suç" sayıldığı bir dönemin içindeyiz.

Bu saldırıya karşı susarak değil yazıyla, oyunla, yan yana durarak cevap verebiliriz. Bir oyuncu olarak bu yazıyı kaleme alıyorum çünkü yalnızca mesleğim tehdit altında değil. Aynı zamanda seyircim, oyun arkadaşım, kostümcüm, ışıkçım, çocuğum, komşum, seyircim de fazlasıyla tehdit altında. Geçinemeyen bir sanat camiası var. İş güvencesi olmayan, sigortasız çalışan, mobbing'e uğrayan yüzlerce kişi… Oysa biz hâlâ “bu oyun oynanmalı mı?” diye tartışıyoruz.

Ben artık şunu söylemek istiyorum: Evet, oyun oynanmalı. Ama bu kez başka bir metinle. Bu kez biz yazalım oyunu. Adını da koyalım: Gerçek. Gerçeği gizleyen değil, açığa çıkaran bir tiyatro. Alkışa değil, uyanışa çağıran bir sahne. Korkuya değil, cesarete yaslanan bir sanat. “Sanatın aynasında siyaset” varsa, bu aynayı hep birlikte tutalım. Bu kez kimse aynaya bakmaktan kaçamasın. Çünkü bu yazı da, bu oyun da, bu çağrı da artık geri alınamaz. “Sanat, en büyük direniştir; çünkü sesimizi çoğaltır, umudumuzu büyütür.”

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.