Saraçhane’den Maltepe’ye sorumluluklar
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığını engellemek amacıyla lisans diplomasının iptal edilmesiyle başlayan ve gözaltına alınıp tutuklanmasıyla devam eden süreçte, Türkiye’nin birçok kentinde binlerce insanın katıldığı kitlesel eylemler devam ediyor. 25 Mart’ta son Saraçhane konuşmasını gerçekleştiren CHP lideri Özgür Özel, bu eylemlilik sayesinde İBB’ye kayyum atanma tehdidini bertaraf ettiklerini belirterek İBB Meclisi tarafından başkanvekili seçilmesiyle süreci yeni bir düzleme taşıyacaklarını ve 29 Mart’ta Maltepe’de kitlesel bir “miting” gerçekleştireceklerini duyurdu.
Eylemciler, Saraçhane eylemleri boyunca öfkelerini pasifize eden konserler, sanatçı konuşmaları gibi girişimlere karşı sık sık “Mitinge değil, eyleme geldik!” sloganlarıyla karşılık vermişti. Ancak günden güne dozu artan polis müdahaleleri, sayısı halen belirsiz tutuklamalar ve kısmen başarılı bir boykot sürecini ören Özgür Özel’e verilen kredi sayesinde “miting” söylemi kitle tarafından –şimdilik- satın alınmışa benziyor. Son bulan Saraçhane hareketliliğine ve eylemcilerin taleplerine, siyasal konumlanmalarına dair çok sayıda çalışma ve araştırma kısa sürede yayımlanacaktır. Bu yazı ise yaklaşık bir hafta boyunca yerinde gözlemlediğim Saraçhane eylemleri, öğrenci yürüyüşleri ve Newroz mitingi sonrası özgür, adil, hukuka saygılı, demokratik ve barış içinde bir ülke tahayyülü olanlar için birtakım uyarıları barındırmaktadır.
18 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun lisans diplomasının İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından iptal edilmesi ve ertesi sabah gözaltına alınmasından sonra en güçlü ve sonuç alıcı eylemi İstanbul Üniversitesi öğrencileri gerçekleştirdi. Büyük bir dirençle polis barikatını aşmayı başaran öğrenciler, kitleselleşme ve uzun erimli olma potansiyeli taşıyan yeni bir toplumsal hareket için ihtiyaç duyulan o ilk fitili böylece ateşlemiş oldu. Örgütlü gruplar öncülüğünde gerçekleşen bu eylemden sonra birçok üniversite kampüsünde ve kent merkezinde eylemler yapıldı. Eylemlerin çeper kentlere sıçramasında CHP örgütü öncü rolü oynasa da “kendiliğindenlik” de bu süreçte fazlasıyla önplana çıktı.
İstanbul’da ise Saraçhane bu eylemlerin merkezi konumu haline geldi. Eylemin ilk günlerinde, kendisini her anlamda köşeye sıkışmış, kısıtlanmış hisseden eylemcilerin Taksim’i zorlama talepleri, bu yöndeki yoğun sloganlar ve Bozdoğan Kemeri’ndeki polis barikatını zorlama direnci, ilk günden son güne dek Özgür Özel’in, devletin dozu sürekli artan şiddet tekeline karşı başvurduğu bir koz olmanın ötesine geçemedi. Bu süreçte sıkça duyulan “Özgür, bizi Taksim’e götür!” sloganı ise kitlenin, eylemin varacağı noktada duyulan kurumsal meşruiyet ihtiyacını gözler önüne serdi. CHP hamiliğine duyulan bu ihtiyaç, öyle ki sayısı kimi akşamlarda milyonu bulduğu söylenmesine rağmen, kitlenin kendi özfarkındalığındaki eksikliği de gözler önüne serdi. Bozdoğan Kemeri’nin Taksim’e çıkmak için ısrarla zorlanması ve ana muhalefet yetkililerinin bu zorlamanın “polis saldırısını meşrulaştırdığı” yönündeki iddiaları sonrasında örgütlü üniversiteliler, sınırlarını kendilerinin belirleyemediği bir eylem alanı ve biçiminden -dolayısıyla öznesi olamadıkları bir eylemlilikten- bir kazanım elde edemeyecekleri iddiasıyla Saraçhane’den çekilip eylemlerine sırasıyla Beşiktaş, Şişli ve Kadıköy’de devam ettiler.
İlk günden son güne dek Saraçhane’de olan örgütlü sol yapılar ise kırlangıç bayraklarıyla görünür olmak istemenin ötesinde alana ve eyleme şekil vermeye, ırkçı ve cinsiyetçi pankartlara müdahale etmeye girişmediler. Örgütsel bir sorumlulukla bilinç taşıma iddiasını bir kenara bırakarak salt amblem görünürlüğüyle geçiştirilen bir haftalık Saraçhane macerasında, alanı ve kitleyi yönlendirme girişimlerinden uzak duruldu. Bu, bir bakıma anlaşılabilir zira eylemin düzenleyicisi konumundaki CHP’den de buna dair bir kurumsal tavırla henüz karşılaşmış değiliz. CHP örgütleri, alan disiplinini sağlamada üst kademede devlet yetkilileriyle müzakere yapmak ve Bozdoğan Kemeri’ni zorlayan gruba bunu yapmamalarını tembihlemek dışında alanı ve eylemcileri kendi hallerinde bırakmayı tercih ettiler. Tüm bunlar alanda örgütsüz, küçük ve birbirinden bağımsız farklı yığınların ırkçı ve cinsiyetçi kimi söylemlerini alana yaymasına ve bozkurt işareti gibi sağ simgeselliğin sosyal medya paylaşımları aracılığıyla ön plana çıkmasına sebep oldu.
Üstelik bu sembol benimsenirken, -tıpkı Avrupa Futbol Şampiyonası’nda bozkurt işareti yapan milli futbolcu Merih Demiral’ın UEFA tarafından ceza alması sonrasında olduğu gibi- bu işaretin, salt bir Türklük sembolü olduğu anlatısının yaygınlaştırılmaya çalışılmasıyla ideolojiler üstü olduğu sıklıkla savunulur oldu. Hatırlayalım; bu anlatıya en büyük katkılardan birini sağlayan kişi de milliyetçi çıkışlarıyla bilinen CHP'li Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan’ın ta kendisiydi. Özcan, Bolu’da bir meydana bozkurt işareti yapan Merih Demiral’ın heykeli dikmekle kalmamış, açılışında yaptığı konuşmada söz konusu heykelden “tatlı su solcularının rahatsız olduğunu” belirtmişti.
[mailerlite_form form_id=10]
Eylemler sırasında bozkurt işaretinin pek tabii aslına zuhur ettiği zamanlar da oldu: Kocaeli’nde eylemcilere saldıran MHP’li grup da, boykot kararı alınan kahvecinin önünden geçen eylemcilere laf atan kadın da bozkurt işaretini yoğun bir duyguyla sahipleniyordu. Saraçhane’de ise aşırı milliyetçi bir grubun Özgür Özel’e, DEM Parti’ye gösterdiği yakın tutum iddiasıyla cinsiyetçi bir küfürle hakaret ettikleri bir pankartı taşırken diğer elleriyle yaptıkları yine bu bozkurt işaretiydi. Toplumsal ve siyasal olaylarda neden-sonuç ilişkisi kurmakta pek mahir olmayan söz konusu kitle için bu ideolojik tutarsızlık pek tabii yeni bir olgu değil. Zira savcılık iddianamelerinde ve tutukluluk gerekçelerinde “Batı’da Kürtleri seçtirmek”, “Kürtlerle kent uzlaşısı yapmak” gibi “suçlamalar” gayet açık bir şekilde dillendirilirken, söz konusu milliyetçi kitlenin eylemlere destek olmak için Saraçhane’ye gelip CHP’yi ve Özgür Özel’i savcılık makamının Ekrem İmamoğlu’nu tutuklamaya sevk ettiği yerden eleştiriyor olması bir hayli trajik.
Ancak bu durum faşizmin doğasıyla da çelişmez. Zira Suavi Aydın’ın belirttiği gibi “memnuniyetsiz kütlelerin, memnuniyetsizliklerine neden olan gerçek sorun alanları yerine, hırs ve düşmanlıklarını, hınçlarını yönlendirebilecekleri ‘milli düşmanları’ ve ‘milli tehditleri’ yaratma ve onları sahicileştirme yeteneği, faşizmin başarısının da önkoşuludur.” Bugün de Zafer Partisi öncülüğündeki bu aşırı milliyetçi kitlenin, iktidarın sebep olduğu gerçek sorunları bir kenara bırakarak bütün söylemlerini ve muhalifliklerini Kürt hareketi üzerine inşa ettiklerini görüyoruz. Üstelik bunu cinsiyetçi küfürler, katletme isteklerini barındıran sloganlar, pankartlar ve idam mizansenleri eşliğinde yapıyorlar.
Tam da bu yüzden CHP açısından artık kimi kararların verilmesi gerekiyor. Zira Mansur Yavaş’ın kırıp döktüklerini onarma çabası Newroz alanında görüldüğü gibi sadece Özgür Özel’in söylemlerini boşa çıkarmakla kalmıyor aynı zamanda Kürt hareketinin bu toplumsal harekete mesafeyle yaklaşmasına sebep oluyor. Türkiye’deki mevcut siyasal düzlemde yüzde 50+1’e duyulan ihtiyaç sebebiyle belirsiz ve mahcup bir ideolojik hat üzerinden “kim olursan ol gel” tarzı bir kapsayıcılığa herhangi bir sınır getirilmiyor. Ancak sonuna kadar açılan bu kapılar, en çok bağıran ve en çok görünür olanın kitleye hakim olduğu algısını da beraberinde getiriyor. Bunun da gerek kısa vadede bu eylemler gerekse uzun vadede CHP’nin "iktidara giden" yolu için “kaybet-kaybet”e yol açacağı aşikar.
Bunun somut bir biçimde en görünür olduğu yer ise 23 Mart'ta Yenikapı’daki Newroz alanı oldu. Bir gün önce Saraçhane kürsüsüne çıkan Başkanı Mansur Yavaş’ın “pamuk şekeri” çıkışı, ertesi gün Özgür Özel’in Newroz’a yolladığı mesajın yuhalanmasına sebep oldu. Ayrıca Yenikapı'daki miting alanında açılan “Mansur al sana pamuk şeker” pankartına gösterilen ilgi de Kürt hareketinin mevcut gidişat karşısında konumunu ve endişesini açık bir şekilde gösteriyordu.
DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan’ın İmamoğlu’na destek mesajlarının ve Özgür Özel’in Saraçhane kürsüsünden kırılan kalpler için helallik istemesinin, söz konusu gerginliği azalttığını söyleyebiliriz. Bununla birlikte Kürt hareketi içinde de tek bir hattın, söz konusu kitle içinde de tek bir söylemin olduğunu söylemek mümkün değil. Öyle ki, Newroz alanında bulunan LGBTİ+’lar geçmiş senelerde olduğu gibi yine aynı grup tarafından bir kez daha saldırıya uğradı, bayraklarının ve sembollerinin indirilmesi istendikten sonra alanı terk etmek zorunda kaldılar. Saraçhane ve Newroz alanlarına sıçrayan bu nefret dili ve saldırılar şunu gösteriyor: Meydanlara, eylemlere, toplumsal hareketlere rengini ve şeklini veren orada açılabilen semboller, dövizler, pankartlar, atılabilen sloganlar olduğu kadar açılmasına ve atılmasına izin verilmeyenlerdir. Bu noktada Saraçhane’de sessiz kalınan ırkçı-cinsiyetçi söylemler ile Newroz alanında tepki gören LGBTİ+ sembollerin sol siyaset için derin bir kaygı ve özeleştiriyi de beraberinde getirmesi gerekiyor.
Saraçhane’de üzerine düşülmeyen ancak bundan sonrası için mutlaka tesis edilmesi gereken tek şey, bu tarihi denebilecek fırsatı her türlü provokasyonu yapmaya açık ırkçı gruplara teslim etmemektir. Burada elbette mitingleri organize eden CHP’nin kurumsal bir sorumluluğu vardır; ancak asıl tarihi sorumluluk nefret dilinden beslenen ırkçı söylemlerin ve sembollerin yaygınlaşmasına müsaade etmeyip kampüslerde ve meydanlarda anti-faşist cepheyi güçlendirmesi gereken sol muhalefettedir.
Kaygılarımız çok fazla. Sorumluluğumuz da öyle.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()