Satıcının ölümü değil, satışın zaferi

Bugün mesele Willy Loman’ın intiharı ya da bir satıcının ölümü değil, satışın hiç bitmemesidir.

Satıcının ölümü değil, satışın zaferi

Arthur Miller, 1949’da yazdığı Satıcının Ölümü oyunuyla yalnızca bir adamın hikayesini değil, kapitalist düzenin sıradan bir insanı nasıl öğütüp değersizleştirdiğini anlatmıştı. II. Dünya Savaşı’nın ardından yükselen Amerikan rüyasının arkasındaki kırılganlığı, başarı ve zenginlik mitiyle kuşatılmış hayatların çöküşünü sahneye taşımıştı. İlk kez sahnelendiğinde bütün dünyada yankı uyandırmış, oyunun başarısı Pulitzer Ödülü’yle taçlandırılmıştı.

Willy Loman kendisini işine adamasına rağmen çalıştıkça yükselemeyen, sevilerek var olmaya çalışan ama sistem tarafından yavaş yavaş silinen bir karakterdi. Yoksulluk ya da zengin olmak kişinin çalışma azmiyle ilişkili değildi, çok çalışmak Amerikan rüyasına ulaşmaya yetmiyordu. Bu yüzden Satıcının Ölümü yalnızca bir aile trajedisi değil, modern kapitalizmin en çıplak eleştirilerinden biri olarak tiyatro tarihine geçti.

Bugün aynı hikaye, bu değersizleştirmeyi üreten düzenin tam merkezinde, ülkece içinde yaşadığımız düzenin en güçlü aktörlerinden birinin sponsorluğunda sahneleniyor. Ama sahnede olan biten ile sahnenin kendisi birbirini yalanlıyor. Bizden de buna “tiyatro” dememiz bekleniyor. Burada elbette bir çelişki yok, kendini gizlemeye bile ihtiyaç duymayan bir düzen var. Çünkü artık sanat baskılanmıyor, her yerde parası karşılığında satın alınıyor. Bu düzen şunu çok iyi biliyor: Eleştiriyi yok edemiyorsan, onu sahnele. Ama öyle bir sahnele ki kimse rahatsız olmasın.

Mesele oyunun iyi ya da kötü olması değil, mesele şu: emeğin değersizleşmesini anlatan bir hikaye, emeğin değersizleştiği düzenin içinde yüksek bilet fiyatlarıyla dolaşıma sokuluyor. Bir işçinin aylık giderine yaklaşan bilet fiyatlarıyla emeğin nasıl değersizleştirildiğini hep birlikte izliyoruz. Üstelik neredeyse kimseyi rahatsız etmiyor bu durum. Çünkü artık mesele hakikatin anlatılması değil. Mesele bu parçalanmış hakikatin nasıl anlatıldığı, daha doğrusu nerede, kimin adına ve hangi parayla anlatıldığı.

Arthur Miller’ın metni, bundan 77 yıl önce içinde yaşadığımız ekonomik düzenin çatlaklarını görünür kılmak için yazılmıştı. Bugün aynı metin o çatlakların üzerini kapatan bir yüzeye dönüşme riski taşıyor. Tiyatro bir zamanlar rahatsız ederdi, insanı yerinden ederdi. Taraf tutardı. Bugün ise daha tehlikeli bir şey yapıyor, gerçeği gösteriyor ama bütünüyle etkisiz hale getirerek yapıyor.

Hikaye anlatıyor ama onu zararsızlaştırarak yapıyor. Willy Loman yine sahnede ama artık onun nasıl öldüğünü değil bize nasıl sunulduğunu izliyoruz. Belki de asıl mesele budur, hikayeler değişmiyordur yalnızca sahipleri değişiyordur. Bugün mesele Willy Loman’ın intiharı ya da bir satıcının ölümü değil, satışın hiç bitmemesidir.

sayın okur, sizin desteğiniz sayesinde bağımsızlığımızı koruyabilmek bizim için çok kıymetli. içeriklerimizin daha geniş kesimlere ulaşabilmesi için vesaire’yi patreon üzerinden destekleyebilirsiniz.

ŞİMDİ DESTEKLE