“Sen ne iyiymişsin be abi”
Sürekli bok attığınız şu adam hakkında kısa bir bilgi: kendisi İtalyan Lisesi ve Yeditepe Hukuk mezunu, stajını Cooper Law Firm'de yapmış. İngilizce, İtalyanca ve Almanca biliyor ve iyi biri. Bilin istedim. 😒
Yukarıdaki sözlerin sahibi, bir savunma argümanı olarak attığı tweet’in kısa süre içinde meme’e dönüşeceğini, yıllar sonra halen alay konusu olacağını elbette tahmin etmiyordu. Şurası aşikar ki, birbirinin ardı sıra dizili birkaç yüceltici sözün ciddiyet vasfını kaybedip mizah malzemesi haline gelmesinin sebebi zincirin son halkasıydı: “…ve iyi biri.”
Bu ekleme olmasa sadece “seçkin zümreye ait birine bok atamazsınız” gibi kupkuru bir zemine hantalca yığılıverecek –ama yine de kendi içinde tutarlı ve sarsıntısız kalacak– olan argümantasyon son cilayla cıvıklaşıyor, ani bir manevrayla sadece aklı değil kalbi de vurmaya çalışırken ayağının kaymasıyla mizahın alanına düşüyordu. Yıllardır hafızalarımızda bir saçmalama referansı olarak yerini alan komik unsur, aslında “seçkinlik” ve “iyilik” arasında bir nedensellik bağı kuramayışın tedirginliğini faş eden o “fazla sözdü” işte: “…ve iyi biri.”
Oysa elitin, iyi yetişmişin, burjuvanın Türkiye’de kendini makara konusu edecek o “fazla söze” uzun zamandır ihtiyacı yok. En azından Cem Uzan’a “Yahu adam zaten zengin, niye hırsızlık yapsın” gibi bir mantıkla yüzde 7,4 oranında destek verildiği (aydınlanma güneşinin dağlarında sırmalar saçtığı İzmir’de bu oran yüzde 17’ydi) ve ülkenin anahtarının AKP’ye teslim edildiği 2002’den beri.
*****
Var olmayan bir uzuvda hissedilen “fantom ağrı” misali, ülkemizde de bazı noksan akılların dönem dönem “Neden bizde gerçek manasıyla burjuvazi yok?” inlemeleriyle kendini gösteren bir hastalıktan mustarip olduğunu gözlemleriz, malumunuz. Bu sendroma göre eğitimli, rafine zevkleri olan, kültürel tüketim pratikleriyle topluma “rol model” teşkil eden zenginlerimiz olsa (daha doğrusu, yeterince çok olsa) Türkiye hak ettiği yerlere gelebilecek, bilimde, sanatta ve elbette ekonomide ama aynı zamanda medeni yaşamda da çağ atlayacaktır. Yayalara yol verilen, işe bisikletle gidilen, sıfır karbon üreten bir ülke olma imkanı bu “öncü zengin” profilinde tecessüm ettiğinden, (yeterince) burjuvası olmayan toplumda tek tük yeşerebilen örneklere “kardelen” hassasiyetiyle yaklaşılması gerekir. Kokteylin içinde ne olduğunu onu dağıtan garsondan daha iyi bilen, gerekirse bu topluma Atatürk’ün “öğretemedim” dediği hizmetkarlığı da kafasına “epistemik şiddetle” vura vura öğretecek bir “modern liderdir” o. Yeri geldiğinde kendisine iman etmeyenleri helak eden bir seküler peygamber. Hatırlamak zor olmayacaktır, 2018’de Fenerbahçe başkanlığına Ali Koç’un seçilmesinde Türkiye’de beklenen (ileri yönlü) siyasi değişimin alametlerini görenlerin sayısı da hiç az değildi.
AKP bürokrasisinin veya AKP’nin gölgesinde büyüyen burjuvazinin “yemeyi bilmemesi” nedeniyle gücü/parayı laik burjuvazi kadar hak etmediğine dönük sitemlerin kimi zaman –hatta çoğu zaman– ülkenin yoksul(laşan) modern kesiminde yer alan bireylerden yükselmesini bunun bir göstergesi olarak alabiliriz. Dün başkan seçildiğinde değişimin sembolü olarak alkışlanan “modern lider” Ali Koç’un Fenerbahçe’ye bekleneni verememesi neticesinde Ömer Koç’la kıyaslanarak burjuvalık tahtından hakaretler eşliğinde indirilmesi de neredeyse dinsel mertebedeki bu inancı boşa düşürmesinin bir cezası olarak görebiliriz.
Dolayısıyla, dönemin Kayseri belediye başkanının oğlu, küçükken yaz tatillerini dayısının Fenerbahçe’deki köşkünde geçiren, Tarsus Amerikan Koleji mezunu, İngiltere’de, Roma’da, ABD’de yaşamış, on iki yaşından itibaren evine piyano hocası gelen, Türkiye’nin önde gelen perküsyon sanatçılarından, Latin All Stars kurucusu, gezgin, gurme vs. olması hasebiyle Ayhan Sicimoğlu da “…ve iyi biridir”. Ülkenin gönül rahatlığıyla emanet edilebileceği, gençlerin örnek alabileceği bir rol model. Peygamber değilse bile, ululardan bir ulu.
Şu durumda, belki Ali Koç vakası kadar şiddetli olmayacaksa da, Ayhan Sicimoğlu’nun birkaç gün önce hakkını isteyen çalışanına attığı tokatla gündeme gelmesinin “peygamber-burjuva” idealleştirmesinde yeni bir sarsıntıya vesile olmasının gerektiği aşikar.
Gelgelelim bu ihtimalin düşük olduğunu hepimiz biliyoruz. Zira kıvamı en az Turgut Özal döneminden beri yoğunlaşarak süren, günümüzde de Celal Şengör gibi postal ve dışkıyla kontamine olmuş kaynaklardan beslenmeye devam eden kapitalist düşünce deryası, burjuvazinin peygamberane öncülüğüne olan inanca seküler görünümlü de olsa dinsel bir hale de vermiş durumda. Ve temelleri delillerle çürütüldüğünde dahi iman edenleri tutunacak yeni dallar bulabiliyor, her batıl inanç gibi.
Kapitalist hegemonya da dahil olmak üzere tüm batıl inançların kendi kendilerini sürdürmelerini sağlayan içsel mekanizmaları bulunuyor olabilir, fakat bütün suçu oraya atmak da kendi faillik kapasitemizi yok saymak olacaktır. Oysa batıl inanca nasıl müdahale ettiğimizi sorgulamak, ortaklaştığımız paradigmaları sorunsallaştırmak da gerekir. Bu bağlamda ortaya atılabilecek sorulardan biri şu: Kendiliğinden “…ve iyi biri” sayılanların karşısına “iyi biri” olarak çıkmak ne kadar doğru?
*****
Yazıya konu olan videoda, Ayhan Sicimoğlu ile emekçi genç Samet İşitmezoğlu arasındaki diyalog saldırı anına dek şöyle gelişiyor:
Samet İşitmezoğlu: “Çalışanın… Çalışanın hakkını vermiyor… Çalışanın hakkını vermiyor….”
Ayhan Sicimoğlu: “Palavracı!”
Samet İşitmezoğlu: “Hah… ‘Palavracı’…”
Ayhan Sicimoğlu: “[anlaşılmıyor] … ne ki hakkını vereyim”
Samet İşitmezoğlu: “Ettiğiniz hakaretler, ettiğiniz küfürler…”
Ayhan Sicimoğlu: “Çalışanı… Çalışanın hakkı alınır [sic], çalışmayanın verilmez…”
Bu “hak” meselesine dönmeden önce Samet İşitmezoğlu’nun sosyal medya hesabında paylaştığı açıklamada olayı yorumlarken söylediği şu sözleri de dikkate alalım: “… boynumun köküne sertçe yumruk attı, ben yere düştüm. 79 yaşındaki adama ben el kaldıramazdım, en ufak hamlemde ben suçlu olurdum. Kendisine el kaldırmam için elinden geleni yaptı…”
*****
Şimdi birkaç yıl geriye, “hak”, “şiddet” ve “suç” unsurlarının birbirine girdiği başka bir olaya dönelim. 2021’de Şırnak'ta kömür ocağında çalışan bir kepçe operatörü alacağını tahsil edemeyince kepçeyle iş yerindeki beş kamyonu tarumar etmişti.
Mevzubahis olay üzerine, halkın “hak savunucusu” olarak meclise yolladığı Ömer Faruk Gergerlioğlu “Haklıyken haksız olmak bu” yorumunu yapıyor ve bu görüşünü TBMM’de gerçekleştirdiği bir basın açıklamasında da tekrarlıyordu.
Haklıyken haksız olmak. “Hak” terazisindeki bu ağırlık değişimi iddiası enteresan bir önkabul içerir: Hak kavramının ölçülebilir ve başka haklarla nicel olarak karşılaştırılabilir bir niteliğe sahip olması.
Teorik olarak eşdeğer haklar vardır elbette, en basit örneği “kısas”. Göze göz, dişe diş. Burada bile karşılıklı heba edilen göz ve dişlerin estetik değeri, işlevselliği, sahipleri için taşıdığı önem gibi hususların eşdeğerliğini saptamak imkansız olsa da ceteris paribus (diğer tüm değişkenler sabitken) eşdeğerli kabul edilebilirler. Fakat kıyaslama “patron şiddetine karşı ezilen şiddeti” olduğunda bu eşdeğerlilik bozuluyor, patron hakkının ötekine ağır bastığı ve haklı tarafın değiştiği öne sürülüyorsa, henüz hiçbir şey yaşanmamış olan hadise öncesi durumda bile bir eşitlik görülmediği, neticede yeniden haklı çıkan patron tarafına bir “özünde iyilik” atfedildiği anlaşılır. Henüz 19 yaşındaki Samet İşitmezoğlu’nun içgüdüsel olarak vakıf olduğu “en ufak hamlemde ben suçlu olurdum” bilgisi işte bu “özünde iyiliğin”, başlangıç konumundaki adaletsizliğin bilgisidir.
Hülasa, tıpkı enflasyonun müsebbibinin asgari ücret olmasındaki gibi, burjuva-olmayan-özne kapitalist hegemonik batıl inanç sistemi içerisinde zaten verili olarak haksızdır ve hal böyleyken “iyi biri” olarak kaldığı müddetçe denklemde etkisiz elemandır – Sicimoğlu’nun muazzam dil sürçmesinde belirttiği gibi: "Çalışanın hakkı alınır, çalışmayanın verilmez." Kasa her zaman kazanır.
*****
Bu yazıya vesile olan tokat videosu haber akışlarına düşmeye başladığı anda, eş dost ortamlarında “gereksiz bilgi” olarak hep duyageldiğimiz “Peki Peki Anladık” şarkısının Ayhan Sicimoğlu için yazıldığı konusu da yine çokça paylaşıldı. Oysa ilhamı “bireysel” olarak Sicimoğlu’ndan almış olmasa bile, esasen aşağıdaki şarkı sözleri kendisi için yazılmış gibiydi sanki:
Hayat sizin, şehir sizin, para sizin, aynen
Görülmemiş memlekette sizin gibi, aynen
Abi de siz, kral da siz, paşa da siz, aynen
Bi' gün döner devran, sizi görürüm ben aynen
Biz kötüyüz, aynen
Biz kötüyüz, aynen
Zira Komünist Manifesto'nun dediği gibi işçilerin "zincilerinden başka" kaybedecek bir şeyi yoksa eğer, iyilik de buna dahil. Şırnak'taki kömür ocağında da, bu son tokat vakasında da gördüğümüz üzere, burjuvayla karşı karşıya gelinen her an haksız konuma düşmemenin hesabını yapmaksa "zincirlerimizden başka" bir şey değil. Öyleyse her zaman "iyi biri" olanların karşısında artık kötülüğümüzün hakkını vermeliyiz belki de. Ne de olsa "herkes biliyor kaptanın yalan söylediğini, herkes biliyor zarların hileli olduğunu."
Samet İşitmezoğlu 19 yaşında genç bir denizci. Nerede okumuş, nerede staj yapmış, özgeçmişinin ayrıntılarına vakıf değiliz. Ondan ilham alarak yazılmış bir şarkı bildiğimiz kadarıyla yok. Fakat Tiktok’ta paylaştığı bir videoda dostlarıyla görünüyor, arkada çalan şarkının sözleri şöyle: “Dersini almaz arsız o, yüzsüz o, mutlu o…”
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()