Sigortalı rockstar olabilir miyim?

Sigortalı rockstar olabilir miyim?
rockstar

Sahne ışıkları, kalabalıklar ve bir ağızdan söylenen şarkılar… Daha küçük yaşta bu ışıltılı dünyanın hayalini kurmak çoğu kişi için kolaydır. 2004’te “Rockstar Dream” adıyla başlayan Popmundo (eski adıyla Popomundo) bu hayali bir tarayıcı RPG oyununa dönüştürerek milyonlara sundu. Ancak zamanla yalnızca eğlenceli bir simülasyon olmaktan çıktı, bir tür sosyolojik aynaya dönüştü.

Popmundo’da bir karakter yaratır, müzik tarzı seçer, sokaklarda çalar, barlarda sahne alır, stüdyo kayıtlarına girer ve kariyerini adım adım inşa edersin. Ama bu süreç sabır, strateji ve ciddi bir zaman yatırımı ister. Dünyanın en popüler oyunlarından Sims’in formülleştirilmiş, doğrusal yapısının aksine Popmundo başarıyı garanti etmez. Zamanlama, imaj, çevre ilişkileri, kariyerin için belirleyici olabilir. Yanlış yatırımlar ya da kötü sözleşmeler bir karakterin bütün kariyerini silebilir. Turneler yorar, ilişkiler biter, zaman geçer ve yaşlanırsın.

Popmundo’da kim olduğun da önemlidir. Oyuncular yalnızca müzikal seçimleri değil, giyim tarzını, grup içi ilişkileri, politik duruşu da yönetir. Tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi “sanatçı kimliği” pazarlanabilir bir üründür. Pandemi döneminde hükümetle aynı çizgide duran sanatçılara açılan "steril" sahneler, bunun gerçek hayattaki karşılığıdır. Aynı şekilde bir enstrümantalist de yalnızca çalıştığı solistin toplum tarafından tuhaf bulunan dansı nedeniyle sahnesiz kalabilir.

Popmundo, müzik kariyerinin ne kadar kırılgan ve yorucu olabileceğini hissettirir. Oyunun verdiği “biraz daha çalışırsan yükseleceksin” vaadi, müzik sektörünün sınıfsal, duygusal ve ekonomik gerçeklerinin birebir yansımasıdır: Hep gelmekteymiş gibi görünen ama hiç gelmeyen istikrar ve şöhret. Popmundo, retro bir arayüzle oynanan sıradan bir tarayıcı oyunu gibi görünse de müzisyenlerin güvencesizliğini, hayal ile gerçek arasındaki gerilimi çoktan sahneye taşımış bir sistem eleştirisi işlevi de görebilir.

Oyunun algoritması, tıpkı gerçekte olduğu gibi daha önce başarılı olanlara avantaj sağlar. Sahnede ona eşlik eden müzisyenini tokatlayıp sonra da köpeklerin ölümünü salık veren biri, geçmişte sevildiği için kariyerine hız kesmeden devam edebilir. Ekrandan kafamızı kaldırdığımızda gördüklerimiz daha az tekinsiz değil. Türkiye’de müzisyenlerin sosyal güvenceye erişimi üzerine kapsamlı istatistikler bulmak neredeyse imkansız. Çünkü müzisyenlik çoğunlukla kayıtdışı, sözleşmesiz ve ikincil bir iş olarak sürdürülmek zorunda.

[mailerlite_form form_id=10]

Guy Standing’in “prekarya” diye tanımladığı topluluklar, güvencesiz, geçici işlerde çalışan, aidiyet ve temsilden yoksun bir sınıftır. Politik alandan dışlanmış, sosyal haklarından büyük ölçüde mahrum bırakılmış ve kırılganlaştırılmış bu grup, Türkiye’de sahne emekçileri arasında her geçen gün daha görünür hale gelmektedir. Herkes için erişilebilir bir sanat gibi görünse de müzik, özellikle büyük sahnelerin, stadyum konserlerinin, kültür merkezlerinin dışında kalan performans alanlarında, proje bazlı yürütülür ve sosyal güvence dışında bırakılır. Bu "proje bazlı ortaklık" aniden tek taraflı olarak sonlandırılabilir. Bunun sebebi maddiyat mı, basit bir anlaşmazlık mı, yoksa kişisel çıkarlar mı bilmek pek de mümkün olmaz. Müzisyenler ve sahne emekçileri, ışıkçısından tonmaisterine, vokalistten çellistine, sürekliliği olmayan projelerde çalışır, çoğu zaman sigortasız, maaş yerine “yevmiye” ile ödemelerini alır. Emekleri yalnızca performansla sınırlı görülür; oysa prova odalarında, turne otobüslerinde, düşük ücretli uzun çalışmalarda başlayan bir sürecin parçasıdırlar.

Müzisyenlerin bir diğer temel sorunu da tanınma, temsiliyet eksikliğidir. Müzik alanında kolektif taleplerin bastırılması, sosyal güvence çağrılarının “marjinal” olarak etiketlenmesiyle karşımıza çıkar bu. Müzikal içeriği değil, emeğin koşullarını tartışmak isteyen bir sanatçının dahi politik dışlanmaya uğraması, sınıfsal sessizliğin sürdürülmesine hizmet eder. Bu sessizlik, Türkiye’de müzisyenliğin halen yasal bir meslek tanımının olmayışıyla daha da derinleşmektedir.

Gelecekle ilgili belirsizlik her gün müzisyenlere eşlik ederken, bugünün herhangi bir olayı da onları aynı ölçüde sarsabilir. Yer yer kültürün vazgeçilmez bir parçası, yer yer yalnızca bir eğlence aracı olarak görülen bu profesyonellik, her sosyopolitik gelişmeden nasibini alır. İptal edilen konserler, gerçekleşmeyen bar sahneleri, rafa kalkan albüm kayıtları… Türkiye’de bayrak önce sahne sanatları için yarıya iner.

Tüm bunların sonucunda "müzisyen’"olmaya devam edebilenler için, Popmundo’da olduğu gibi, gerçek sahnelerde başarı yalnızca yetenekle değil zamanla, doğru insanlarla ve çoğu zaman şansla ilgilidir. Bu sahnelerin arkasında, biz alkış tutarken görünmeyen ama hep orada olan o kırılgan emeğin izleri vardır. Müzik, hayatlarımızda hep fonda çalar; sokakta, barda, düğünde, prostestoda.. Ama o müziği üretenlerin hayalleri, sıklıkla güvencesizlikle, belirsizlikle, yorgunlukla baş başa kalır. Bugün ışıl ışıl sandığımız o meslek, pek çok müzisyen için sürekli ertelenen bir şöhret vaadiyle bezeli bir hayatta kalma mücadelesidir.

Ay sonunda ödenmeyen kiralar, tutulmayan sözler, alınamayan hastane randevuları arasında sahnede çalınan her notanın, bir başka müzisyenin belirsizliğe atılan adımı olduğunu unutmamak gerek. Çünkü bu meslek bazen gerçekten yalnızca iki dudağın arasında kalır: O turneye gidip gidemeyeceğini, sahneye çıkıp çıkamayacağını, kaç şarkı çalacağını, ne kadar kazanacağını belirleyen dudaklar.

Biz müziği bu kadar severken, onu var edenleri görmezden gelmeye devam edemeyiz. Biz müziği savunmazsak, müzik nasıl bize eşlik eder? Işıltının altındaki is, pas, kir, kömür hepimizi zehirlemeden hep beraber şarkılar söylemeyi talep etmeye devam etmeliyiz.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.