Sıkılmadan neşe dolmuyor insan
Zamanın ruhu değiştikçe çocukluk da değişiyor. Eskiden oyuncaksızlıktan kendimiz oyun uydururduk. Sokakta oyun oynardık, topraktaki solucanları izlerdik, ağaca çıkardık, ağaçtan düşerdik. Ağaçtan düşen kozalağı taşla kırıp fıstığını yerdik. Taşları üst üste getirip dokuz taş oynardık. Komşu teyzenin evde hastası yoksa, huysuzluğu da üstünde değilse, ses çıkarma endişesi olmadan istop veya yakartop oynardık.
Su içmek veya genellikle yaralı dizlere tentürdiyot takviyesi için eve uğrardık. Evdeysek salondaki yastıklardan ev yapardık. Televizyonda çizgi film saatini beklerdik. Bir eşyayı elde edebilmek için gazeteden kupon biriktirirdik. Bunları arabesk türden bir nostalji duygusunu tetiklemek için anlatmıyorum. Anlatmaya çalıştığım şey, eskiden bir şeylerin hemen, derhal, her istediğimizde olmaması.
Bir şeyleri elde etmek için bazı şeyler yapmamız veya beklememiz lazımdı. Bazı şeylere erişmek için doğanın, zamanın veya teknolojinin engellerini aşmamız gerekiyordu. “Boş zamanımız” vardı. Evet, bu boşluk canımızı sıkıyordu bazen. Canımız sıkılıyordu ama kendimizi eğleyecek şeyleri içinde olduğumuz koşullara rağmen buluyorduk. "Koşullara rağmen" dedim ama esas soru şuydu galiba: Koşullara rağmen mi, yoksa koşullar sayesinde mi eğleniyorduk?
Kapitalizmin nimetlerinin hayatımızı sözümona “kolaylaştırması” çocukların çocukluğunu ve yetişkinlerin de çocuksu merakını zora sokuyor. Tüketim toplumunun ve dijitalleşmenin gelişmesiyle her şeyin bir kolayı, pratik çözümü, erişilebilirliği var artık. Ebeveynler de zamanın değişen ruhu sayesinde çocuklarıyla “dolu dolu” zaman geçirip onların hayatını kolaylaştırmaya çalışıyorlar bazen, aktiviteden aktiviteye sürüklenen çocukları düşünün. Sokaklar artık tehlikeli. Şimdi hobiler, aktiviteler ve korumacı ebeveynler var.
Aşırı kontrol ve korumacılık, yani çocuğun hayatında fazladan var olmak, çocukları eksiklikle karşılaşabileceği ve yaratıcılığa zemin hazırlayan fırsatlardan mahrum bırakıyor. Bu sebeple Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği’ni güncellerken “aşırı kontrol ve korumacılık” kategorisini de eklemiştik.[i] Aşırı korumacılık çocukta travmatik bir etki yaratabiliyor. Yiğit Özgür’ün bir karikatüründeki Kuzey Cankat kaliteli zaman geçirmekten içinin çürüdüğünü, balkon demirini yalamak istediğini neden söylüyor sizce? Kendi haline bırakılan çocuklara daha az rastlar olduk. Çocuğun veya yetişkinin kendi kendine sıkılması, bu sıkıntıdan hareketle kendine bir meşgale bulması sanki “arkaik” dönemlere ait bir durum gibi artık.
Psikanalist Jacques Lacan, vaktiyle sıkılmanın önemli ve gerekli bir işlevi olduğunu vurgulamıştı. “Sıkılmak, temelde arzulamayı arzulamaktır. Arzu, sıkılmaya yönelik bir savunmadır” demişti.[ii] Çocuk veya yetişkin pek de fark etmiyor artık, sıkılmaya dahi fırsat bulmak zorlaşıyor. Sıkılma fırsatı bulacak boşlukla karşılaşabilmek için bağımlılık yapan ekranlara, yemeklere veya başka araçlara belli bir mesafede durabilmek gerekir. Daimi tüketici konumdan biraz olsun üretken konuma geçmek ancak bu şekilde gerçekleşebilir.
Sıkılmak yaratıcı potansiyelimizin açığa çıkmasının ilk adımlarından biridir. Sıkılmaktan, sessizlikten, boşluktan kaçınıyoruz çünkü kendi arzumuza yaklaşmak kaygı uyandırıcı olabiliyor. Arzulamak veya merak etmek bir şeylerden mahrum kalabilmekle mümkün olur. Bu belirsiz ve kaygı uyandırabilen mahrumiyet alanı, arzunun ve yaratıcılıkla edinilebilen neşenin yeşerdiği yerdir.
Çocuğunuzun merakının veya sizin çocuksu merakınızın yeşerebileceği kadar sıkılabilmeniz dileğiyle. 23 Nisan kutlu olsun.
[i] Şar, V., Necef, I., Mutluer, T., Fatih, P. & Türk-Kurtça, T. (2021). “A revised and expanded version of the Turkish Childhood Trauma Questionnaire (CTQ-33): Overprotection-overcontrol as additional factor”, Journal of Trauma & Dissociation, 22(1), 35-51.
[ii] Lacan, J. (2011). The seminar of Jacques Lacan: Book XX, Encore: 1972-1973.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()