Sinir bozucu, tüyler ürpertici bir seyirlik: “Baby Reindeer”

Sinir bozucu, tüyler ürpertici bir seyirlik: “Baby Reindeer”
baby-reindeer

“iPhone’umdan gönderildi” cümlesi hiç bu kadar tüyler ürpertici olmamıştı. Baby Reindeer, Richard Gadd’ın çalıştığı barda tanıştığı Martha adında orta yaşlı bir kadın tarafından takip edilme deneyimini anlattığı, dehşet verici olduğu kadar büyük beğeni toplayan tek kişilik oyununun Netflix uyarlaması. Martha, Donny’nin (Richard Gadd’ın alter egosu) e-posta adresini ele geçirir, her gece durmadan bazen tutarlı, bazen de tutarsız mesajlar göndermeye başlar. E-postalar “iPhone’umdan gönderildi” diye biter. Donny bir şeyin farkına varır: Martha’nın iPhone'u yoktur. Baby Reindeer, bu küçük ayrıntılarla tüyler ürpertici bir nitelik kazanmaya başlar. Ne var ki, Martha’nın davranışları daha saplantılı Donny’nin davranışları da artık kendine zarar veren bir hal aldıkça, ikili korkunç bir düşüş sarmalına hapsolur: Kendinden nefret etmeyi konu edinen, kasvetli bir korku hikayesi.

Richard Gadd, Baby Reindeer’ı ilk kez 2019'da Edinburgh Fringe Festivali’nde altmış dakikalık bir tiyatro oyunu olarak sahneye koymuştu. Martha oyunda boş bir bar taburesi olarak görünüyordu. Gadd da onu ete kemiğe büründürmek için multimedya araçlarını kullanıyor, Martha’nın kendisine ve yakınlarına gönderdiği mesajların kayıtlarına başvuruyordu. Oyunu 2019’da izlediğimde hissettirdiği dehşet karşısında şaşkına dönmüştüm. Sonu da kahrediciydi. Gadd’ın bir komedyen olduğunu duyup kendilerini güldürüp güldüremeyeceğini görmek için gelenlere acırdınız.

Ne var ki televizyon ekranı ile tiyatro sahnesi birbirinden farklı. Gadd, yedi bölüm boyunca boş bir bar taburesinden çok daha fazlasını göstermek zorunda. Hikayenin daha büyük ve iddialı alanlara doğru genişleyebilmesi için önceki bazı işlerinden parçaları da kullanıyor. Dizide tam olarak kendini oynamıyor: Donny başarıya ulaşmak için çırpınan bir komedyen, katıldığı yarışmalarda pek de komik olmayan gerçeküstü aksesuarlara dayalı şakalarını anlatıyor. Martha ise acıma duygusundan hayal kırıklığına ve gaddarlığa kadar her duyguyu, çoğu zaman zar zor algılanabilen yüz ifadeleriyle aktarmayı başaran Jessica Gunning’in olağanüstü performansıyla ete kemiğe bürünüyor.

Martha gözyaşları içinde Donny'nin çalıştığı bara girdiğinde, Donny ona bir fincan çay ikram eder. Bu, Donny’yi acı dolu bir dünyaya sürükleyen birçok berbat kararın ilkidir ama (daha sonra açıklığa kavuşacak nedenlerden dolayı) savunmasızlık meselesi göründüğünden daha tedirgin edici ve derinliklidir. Martha’nın kendisiyle ilgilenmesi Donny’nin gururunu okşar, Donny de bunun karşılığında Martha’ya bir nevi ilgi gösterir. Ne var ki, kısa sürede Martha’nın daha önce birçok insana musallat olmuş “tehlikeli” bir tacizci olduğu ortaya çıkar. Donny’ye “bebek ren geyiği” lakabını bir kez taktıktan sonra onun hayatının her köşesine sızmayı başarır.

Baby Reindeer korku filmine benzeyen, oldukça iyi çekilmiş bir mini dizi. Rahatsız edici yakın çekimlerin ve tedirgin edici eğik açıların yarattığı görsel estetiğin baş döndürücü bir ürkütücülüğü var. Bazen korkutucu, bazen dehşet verici, tansiyon giderek yükseliyor. Gadd, oyunun ahlaki karmaşasını televizyonda hiç basitleştirmiyor. Aksine, gri alanların derinliklerini daha fazla araştırıyor. Utanç, zulüm, kendinden nefret etme, alaycılık, acıma, suçluluk, yalnızlık, taciz, arzu, ağır uyuşturucular, umut ve umutsuzluk gibi birçok zorlu temayı bir araya getiriyor. Gadd yanıtlanması imkansız, sinir bozucu sorular soruyor, hepsinde de travmaya işaret ediyor. Martha’ya acıması gerektiğini bildiği halde onunla gerçekten ilgileniyor mu, yoksa bunu Martha’yı potansiyel bir malzeme olarak gördüğü için mi yapıyor? Martha, Donny’nin komedi gösterilerinin birinde ilk kez göründüğünde ikili birbiriyle atışıyor, seyirciler de bu atışmaya bayılıyor. Bir sonraki gösterideki diyalogları ise izleyicileri güldürmüyor. O halde zalim olan kim?

Baby Reindeer kaçınılmaz olarak izlemesi stresli, çoğu zaman acıklı bir seyirlik. Diziye gülenler, onu “buruk bir komedi” olarak tanımlayan Netflix’teki pazarlama uzmanlarından ibaret olabilir. İzledikçe acıya katlanmak gitgide zorlaşıyor, hikaye de sinir bozucu bir seyirliğe dönüşüyor. Donny bir noktada “bundan daha kötüsü olamaz herhalde” diyor, ama durum daha da kötüleşiyor. Yine de özgün, zorlayıcı ve unutulmaz olduğu tartışılmaz. Donny’nin ruh hali hakkında daha fazla bilgi edindiğimiz dördüncü bölüm, uzun zamandır televizyonda izlediğim en rahatsız edici bölümlerden biri. Bu bölümde tasvir edilenlerin nasıl tasvir edildiğinin, araştırıldığının ve keşfedildiğinin de fazlasıyla önemli olduğunu düşünüyorum. Henüz izlemediyseniz önceden uyarıyorum, sarsılacaksınız.


*Bu yazı, Cüneyt Bender tarafından Rebecca Nicholson'ın The Guardian'da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.