“Sıradan insanlar gibi yaşamak istiyorum”
22 Mayıs 1995’te, bundan 29 yıl önce, Sheffield'lı İngiliz müzik grubu Pulp’ın yıllara direnen unutulmaz şarkısı Common People'ı (Sıradan İnsanlar) yayımlandı. Gruba ve grubun vokali Jarvis Cocker’a yıllarca yakalayamadığı ve yıllarca kurtulamayacağı tantanalı bir şöhret bahşeden şarkı, kalitesiz bir klavyeyle ortaya çıkarılmış, basit hatta ilk bakışta uyduruk görünebilecek bir riff üzerine yazılmasına rağmen son derece akılda kalıcıydı. Fakat şarkının alametifarikası sözlerindeydi. Şarkının yer aldığı Different Class (Farklı Sınıf) albümü, isminden de anlaşılacağı üzere sınıf çatışması ekseninde şekillenen temaları işliyordu. “Sıradan insanlar” derken kastedilense bir anlamda ayaktakımıydı.
1990’ların bağımsız müzik sahnesinde Oasis, Blur, Suede ve Pulp’ın başını çektiği Britpop furyası egemendi. Bu grupların en karakteristik özellikleri şarkı sözlerinde sık sık İngiltere’ye özgü yerel kültür öğelerine yer vermeleri, Orhan Veli şiiri misali sıradan ve gündelik olanı öne çıkarmaları, “küçük insanın" hayatını anlatmaları ve –gerçek bir politik bilinçle yapmıyor olsalar dahi– sınıf odaklı bir bakış geliştirmeleriydi. Britpop’un karakteristiği, 1979-1990 arasında fazlasıyla etkisini hissettiren Margaret Thatcher hükümetinin yarattığı psikolojik, ekonomik ve toplumsal buhranla yakından ilişkiliydi. Britanya işçi sınıfının kanını emen Thatcher hükümetinin oluşturduğu karanlık atmosfer, dönemin aslında pek de politik olmayan müzisyen gençlerini sınıf mücadelesine yaslanan bir üsluba itmişti. O döneme özellikle Manchester’ın işçi sınıfını temsil eden kuzeyli gençler olarak lanse edilen Oasis ile orta sınıftan gelen Londralı hafif züppe gençler olarak lanse edilen Blur’ün rekabeti damga vurmuştu. İki grubun şarkılarının aynı günlerde çıkacak olmasından istifade ederek medya bu çekişmeyi parlattıkça parlatmış, “Britpop savaşı” uzunca süre manşetleri işgal etmişti.
Common People şarkısının hikayesi, grubun kurucusu ve vokali Jarvis Cocker’ın Londra’daki Saint Martin Üniversitesi’ne sinema okumaya gittiği zamandan kalma bir anısına dayanıyordu. Şarkı, Yunanistan’dan Londra’ya heykeltıraşlık eğitimi almaya gelen, aileden zengin bir kızın “Sıradan insanlar gibi yaşamak istiyorum” hezeyanı üzerine Cocker’ın verdiği ironi ve mizah karışımı pasif agresif tepkilerle başlasa da sonlara doğru hem sözler hem vokal hem de müzik gitgide sertleşiyordu, şarkının alaycı ve muzip öfkesi daha saldırgan bir duyguya tırmanıyordu. Klişeleşmiş zengin kız fakir oğlan anlatısından oluşan sis bulutu biraz dağılınca işçi sınıfından yana bir hassasiyetle yoğrulan ve hırçın bir gerçeklikle tanımlanan “ayaktakımı” anlatısı beliriyordu. Hikayedeki Yunan genç kızın, Yunanistan’ın Çipras döneminin Maliye Bakanı Yanis Varoufakis’in eşi enstalasyon sanatçısı Danae Stratou olduğuna ilişkin yaygın ve ısrarcı bir dedikodu dolaşımda olsa da, bu dedikodu defalarca yalanlanmıştı. Common People’ın gerçek hikayesine ve şarkıdaki zengin Yunan kızın gerçekte kim olduğuna ilişkin spekülasyonlar bir kenara Jarvis Cocker’ın verdiği röportajlardan, yazdığı şarkı sözlerinden ve genel tutumundan anlaşıldığı üzere derdi düşünülenden daha katmerliydi.
Şarkının iskeletini oluşturan asıl fikir, burjuva sınıfına zaman zaman otantik, ilgi çekici ve deneyimlenmesi gereken bir macera gibi görünen yoksulluğun soğuk yüzünü haykırmak ve sefalet safarisi yapmaya hevesli küstah kaymak tabakaya haddini bildirmekti. Şarkıda varlıklı Yunan öğrenci aracılığıyla romantize edilen yoksulluk ve sıradanlık, sevimli hale getirilebilecek, tercih edilebilecek bir şey değildi. Eğitimsiz kalmanın, güvencesiz yaşamanın, sürekli yarını düşünmenin ya da her gün aynı rutine hapsolmanın hiçbir sevimliliği yoktu. Şarkıdaki “Fakirliğin havalı olduğunu düşünüyorsun” sözüyle toplumun büyük kısmının yaşadığı buz gibi bir gerçekliğin ayrıcalıklı kesimin elinde nasıl hoyratça yapıbozuma uğrayabileceğinin altı açıkça çizilmiş, yoksulluk turizmi yapmak isteyenlerin ikiyüzlülüğü ifşa edilmişti. Fakat esas soru şuydu: İşçi sınıfının marşı olarak anılan Common People’ı ortaya koyan Pulp da dahil olmak üzere müzik piyasası (hatta bütün sanat dünyası) bu riyakarlığa zaten ortak değil miydi?
Bir yandan işçi sınıfının gündelik yaşamı ve dertleri şarkılara konu olurken öte yandan Oasis ile Blur arasındaki Kuzey-Güney tartışması ve “Hangimiz daha işçiyiz?” çekişmesi hem medyanın hem de Britpop gruplarının ekmeğine yağ sürüyordu. Rekabetin yarattığı sansasyon hem medyaya bolca malzeme sunuyor hem de albümlerin rekor satışlara imza atmasını sağlıyordu. Oasis-Blur çekişmesine mesafeli kalan, Common People şarkısıyla sıradanlığı ve yoksulluğu taklit ederek şöhrete ve paraya kavuşan Britpop gruplarını da hedef alan Pulp, belli ki artık ikiyüzlülükten sıkılmıştı. Gel gör ki, Pulp da Common People’ın yayımlanmasının ardından büyük bir şöhrete ve paraya kavuştu. Jarvis Cocker artık bir yıldızdı. İşçi sınıfından bahsetmek, ironik bir biçimde, sınıf atlamanın ve artık işçi sınıfından olmamanın biletiydi sanki. Sanatın politikleşmesinin çelişkisi burada yatıyordu işte. Politikadan ve işçi sınıfından ne kadar bahsederlerse o kadar ünlü oluyor, ne kadar ünlü olurlarsa o kadar para kazanıyor, ne kadar para kazanırlarsa anlattıkları insanlardan o kadar uzaklaşıyorlardı. Şarkılara, filmlere konu olan sınıf ve o sınıfın yaşadığı sorunlar ise değişmiyordu. Buna karşın Pulp üyelerinin işçi sınıfından gelmediği bilinse de söylemlerinden ve yaptıkları müzikten Common People’ı vitrine yakışır bir öfkeyle ortaya çıkarmadıkları da anlaşılıyordu. Üstelik “sıradan insan olmanın” müphem doğası kesin yargılarda bulunmayı ve net haritalandırmalar yapmayı her zaman zorlaştırıyordu.
İşçi sınıfına mensup olmayan bir sanatçının kötü koşulları romantize etmeksizin kendini işçi sınıfına ait hissedip sıradan insanlara kıymet vermesi ve bu insanlara has dayanışma gibi değerleri ya da alakadar olma gibi davranışları güzellemesi fakat bu güzellemeyi yaparken kanaatkarlığı ve istikrarı değil isyanı ve değişimi örgütlemeyi ilke edinebilmesi kurulması fazlasıyla zor bir dengedir. Çoğu zaman sanatçıdan da öte sanatın kapitalist dünyadaki var olma biçiminin kendi içinde barındırdığı çelişkili ve çarpık vaziyetler bu dengeyi kurmayı neredeyse imkansız kılabilir. Sonuç olarak yoksulluğu romantize etmeden işçi sınıfını onurlandırmak, kaba ve bayağı tasvirlere düşmeden gerçekçi bir imaj yaratmak ve betimlenen olumsuzlukları sağlam bir nedensellikle açıklayabilmek sanat temsilleri bağlamında oldukça güçtür.
Pulp’ın bu hassas dengeyi, diğer Britpop müzisyenlerine göre daha doğru kurduğu söylemek yanlış olmayacaktır. Yoksulluğu acıklı bir olgu olarak sunmaz, sevimli hale getirmez ama “sıradan insanların” hakkını verir ve öfkesine ortak olur. Şarkılar kibirli bir işçi sınıfı sözcüsünün ağzından değil, sınıfın kalbinden yazılmış gibidir. Örneğin Common People’ın da bulunduğu Different Class albümündeki "Mis-Shapes" şarkısında kendini gösteren harlanmış sınıf kininin yanında, burjuvaziden daha zeki bir işçi sınıfı temsili vardır: “Evlerinizi istiyoruz, hayatlarınızı istiyoruz; sizden daha fazlasına sahip olduğumuz tek şeyi kullanacağız: aklımızı.”
Common People’ın sonlarında geçen söz ise sıradan insanların sadece daha zeki olabileceğini değil, aynı zamanda daha parlayabileceğiniz söyler: “Böyle insanların varoluşuna şaşırıyorsun ve onlar böylesine parlarken, sen sadece bu nasıl mümkün olabilir diye düşünüyorsun.”
Jarvis Cocker’ın Tribune dergisindeki röportajı manşete şöyle taşınmıştı: “Pulp meşhur olduğunda çok hoşnutsuzdum, bir devrime önayak olmadı.”
Jarvis Cocker’ın da dönemin diğer Britpop müzisyenlerinin de bütüncül bir antikapitalist bilinçle eserler ortaya koymadığı gün gibi açıktı. Sanat eserlerinin devrime önayak olma gibi bir misyonunun olmadığı, değiştirme görevini sanata ve sanatçıya yüklemenin, tarihin gerçek öznelerinin gerçek görevlerini silikleştirip biçimsizleştireceği de açıktı. Sanat eseri işçi sınıfını temsil ettiği iddiasında ne kadar ısrarcı olursa olsun, günün sonunda temsil ettiğini iddia ettiği sınıfa değil, sanatçıya ya da piyasaya ilişkin başka karmaşık ağların gelişimine yarayacaktı. Yine de Common People, tıpkı odağına aldığı sınıf çatışmasının sarsılmaz ve inatçı gerçekliği gibi yıllarca varlığını sürdürdü.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()