Sırrı Süreyya Önder'in hayatının şahidiyiz

Sırrı Süreyya Önder'in hayatının şahidiyiz
sirri-sureya-onder

Onun gidişinin üzerine yazmak, yaşama ve ölüme dair söz söylemek, ne garip ki, hem çok kolay hem de çok zor. Kolay çünkü Sırrı Süreyya yaşamı boyunca dilin, kelimenin gücüne sığındı, kelimeyle yaşayıp kelimeyle ölüme meydan okudu. Zor, çünkü kelimeler onun hayat karşısında takındığı bilgece tavrın hakkını vermeye yeter mi, bundan emin değilim.

Ölüm, yaşamı sadece sonlandıran değil aynı zamanda anlamlandıran da şeydir aslında. Hayatımız boyunca yaptığımız her şey, kaçınılmaz sona bir itiraz, bir isyan veya en iyi ihtimalle onunla barışmanın yollarını aramaktan ibarettir. Sırrı Süreyya Önder, işte tam burada, bu hakikatin ortasında, direnişi ve teslimiyeti birlikte yaşayarak gösterdi bize. Onun sözleri, eylemleri ve yaşamındaki tavırları, hem politik hem de insani boyutuyla son derece derin bir miras bıraktı biz geride kalanlara.

O, insanı sadece kuramlarla anlamaya çalışan biri değildi; hayatın gerçekliğiyle, yaşanmışlıklarla, pratikle iç içe geçmiş bir ömürdü onunkisi. İnsanı, hayatı, mücadeleyi kavrama biçimi, kuru sloganlardan uzak, hayatın tam ortasından fışkıran gerçekliklerin içinde şekillenmişti. Bu nedenle her zaman, siyasetin suya sabuna dokunmayan, soğuk, mesafeli, mekanik, didaktik dilini değil insanların kalbine doğrudan temas eden bir dille konuşmayı seçti. Politik olanı insani olanla, teoriyi hayatla, acıyı neşeyle harmanladı.

Onun siyaseti, sadece politik bir tavır değil aynı zamanda insana dair derin bir anlayıştı. Devrimci olmak, sadece iktidarların, muktedirlerin, zalimlerin karşısında durmak değildir; aynı zamanda insanın kendi içindeki karanlıklara, zaaflara ve küçük hesaplara da karşı durabilmektir. Sırrı Süreyya bunun bilincindeydi. Bu yüzden onun siyaseti, politik bir söylemle sınırlı kalmadı hiçbir zaman, yaşamın her alanına kolaylıkla nüfuz edebildi.

Yazdıklarında, konuştuklarında, filmlerinde; hep aynı samimiyet ve sahicilik vardı. Sırrı Süreyya'yı özel kılan şey, yalnızca siyasetin içinde alışılagelmişin dışına çıkan üslubu, kıvrak zekası ya da keskin dili değildi; asıl farklılığı, yaşadığı her acıyı, gördüğü her zulmü, uğradığı her baskıyı, insanlığın ortak derdi haline getirmesiydi.

Gençliğinde 12 Eylül zindanlarında atıldığı karanlık bir hücrenin içinde bile, ona yanındaki yoldaşlarına, "Arkadaşlar, en kötü günümüz böyle olsun" dedirtebilecek direngenliği, onu en iyi anlatan şeylerden biri olsa gerek. En kötü anlarda bile umudu diri tutabilme, direnişi gündelik bir şey haline getirme ustalığıdır onun sırrı. En kör karanlığın içinde bile mizahı, umudu, dayanışmayı bulabilme yeteneğidir.

Kahtalı Mıçı’nın ardından kaleme aldığı yazısında, "Ölümü öldürerek dalga geçtik" diyerek arkadaşına veda etmişti. Aslında ölümle değil hayatla nasıl başa çıkılacağını öğretmişti hepimize. Çünkü ölüm değil, yaşamak ve yaşatmaktı onun derdi. Hayatı yaşamaya değer kılmak, hayatın içindeki anlamı bulmak ve bu anlamı mücadeleyle, dostlukla, aşkla, umutla zenginleştirmekti onun asıl mücadelesi. Hayatın ağırlığını, mücadelenin yükünü taşımanın anlamıydı onun için devrimcilik. Sırrı Süreyya, devrimciliği yaşamın kendisine dönüştürmüş, onunla yatıp kalkmış, hayatı bütün çıplaklığı ve gerçekliğiyle kavramış biriydi.

Yaşadığı acıları, gördüğü işkenceleri, çektiği hapisleri, tanıklık ettiği ölümleri hiçbir zaman pazarlamadı. Bunları sadece mücadeleyi güçlendirmek, direnişi beslemek, umudu yeşertmek için paylaştı.

Bugün, onun ardından duyduğumuz hüzün yalnızca çok sevdiğimiz bir insanı kaybetmenin hüznü değil aynı zamanda çoğumuz için hayatı onun kadar cesurca yaşayamamanın, onun kadar dirayetli duramamanın, onun kadar samimi ve sarih olamamanın da hüznüdür.

Ancak bu hüzün, bizi umutsuzluğa değil, aksine onun temsil ettiği değerleri daha güçlü bir şekilde sahiplenmeye, onun gibi yaşamaya çağırmalı. Hayatı bütün gerçekliğiyle kavrayıp, onu değiştirmek için mücadele etmekten vazgeçmemek. Gerçek devrimcilik de biraz bu değil midir? Yaşadığın çağa ve insanlara dair umutlarını korumak ve her daim mücadeleyi sürdürebilme gücünü taşımak.

Biz, geride kalan dostları, yoldaşları, kardeşleri olarak, Sırrı Süreyya Önder’i unutmayacak; onun gibi hayatı ve mücadeleyi birleştiren, dürüst, samimi, hakiki insanlar olmaya gayret edeceğiz. Elimizden geldiğince. Çünkü ancak böyle bir hayat "ölümü öldürerek" yaşamaya değer kılar.


Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.