Sorrentino’nun ilk yaşlılık filmi: “La Grazia”

Sorrentino’nun ilk yaşlılık filmi: “La Grazia”
LA GRAZIA (Paolo Sorrentino, 2026).

Paolo Sorrentino’nun son filmi La Grazia'da “yeniden hafifliği bulmaktan”, hatta ağırlıktan kurtulma arzusundan sık sık söz ediliyor. Neredeyse son planın meselesi de bu (aslında tam “son” değil, olası finalleri biriktirmeyi seven Sorrentino, jeneriğin içine bir de son bir komik kıvraklık yerleştiriyor). Bu, yönetmenin sevdiği türden şiirsel bir görüntü.

Sorrentino’nun bunu ilk kez yaptığı da söylenemez; hatta denebilir ki bu, onun karakterlerinin çoğunun yarı gizli ufkudur: Muhteşem Güzellik (La Grande Bellezza, 2013) filmindeki melankolik jet sosyete adamından Gençlik (Youth, 2015) filmindeki yaşlı, yatağa düşmüş tiplere, hatta Loro (2018) filmindeki Silvio Berlusconi’ye kadar. Büyük bir üslup curcunası ya da reklam estetiğini andıran görüntülerin (Parthenope, 2024) ardında, sahnelemesi sanki derinliği tam ölçülemeyen bir duyguyu, bir yerlerde söze dökülemeyen bir baş dönmesini görünür kılmaya çalışır. “Büyük güzellik” ile “lütuf” bu anlamda aynı arayışın iki adı gibidir.

Ne var ki La Grazia, Toni Servillo’yu Sorrentino’nun kamerası önünde yeniden başrole döndürmesine rağmen bu kez etkiler konusunda son derece ölçülü ilerliyor. Film, görev süresinin son demlerindeki bir cumhurbaşkanını (Mariano de Santis) izliyor: Yıllar önce ölmüş karısının hayaletiyle birlikte yaşayan, yaşlı bir merkezci hukukçuyu. Karakterin kızı onu nasıl diyete sokuyorsa, Sorrentino da “sos” konusunda cimri: Elbette burada bir ağır çekim, şurada kameraya bir bakış var ama genel olarak sahneleme daha ketum, hatta daha ağırbaşlı. Bu ağırlık, özellikle Mariano de Santis’in omuzlarında taşıdığı psikolojik (karısının hatırası) ve ahlaki yükü işaret etmek için var.

[mailerlite_form form_id=10]

Üstelik önünde hâlâ karara bağlanması gereken önemli dosyalar duruyor: Ötanazi lehine bir yasa teklifi ve profilleri birbirinden bütünüyle farklı iki mahkûmun affı. Bu da filmi metafizik ve ahlaki-hukuki sorgulamalara açıyor: “Günlerimiz kime ait?” Meşru müdafaa nerede başlar, nerede biter? Peki, hakikate gerçekten ulaşmak mümkün mü?

Ancak ağıt ile nutuk arasındaki mesafe ince olsa da, Sorrentino’nun senaryosu bu sınırı defalarca aşıyor. Görece “mahcubiyeti”, gerçekte sinemasının baskın ayarını —hedonist bir gösterişliliği— bu kez çökmüş bir kasvete dönüştürüyor. Fazlalıkları ayıkladıkça sahnelemesinin yoksulluğu daha belirginleşiyor, üstelik o gösterişli vurgudan da bütünüyle vazgeçemiyor.

Tartışmalı bir çileciliğin içinde bile büyük laflı bir görkemi elde tutmaktan kendini alamıyor. Boş koridorlarda dolaşırken, düşünceleriyle baş başa kalan Başkan’ın etrafında kamerayı döndürürken, bir atın can çekişmesini çekerken… Bu at, yaşlı liderin tereddütlerinin “barometresi” olarak kurulmuş bir hayvan-metafor (yaşamın sonuna dair metni imzalayacak mı, imzalamayacak mı?).

Öyle ki, insan neredeyse Gençlik'in ya da Muhteşem Güzellik'in karnavalesk sağanağını arıyor; o filmlerde hiç olmazsa “dişe dokunur” şeyler vardı. La Grazia elbette Paolo Sorrentino’nun en kötü filmi değil. Ama onun gerçekten ilk “yaşlılık filmi” gibi duruyor. Yaşlılık onda yeni bir tema değil çünkü nostalji ve melankoli, estetiğinin iki kökü olarak sinemasını hep içeriden çalıştırdı. Fakat Sorrentino bugüne kadar yaşlılığı ya çılgın bir köpek enerjisiyle ya da şairliğe özenen bir serserinin kötü zevkiyle çekiyordu. Şimdiyse yazısı, portresini çıkardığı ihtiyarın tutukluğuna ayak uyduruyor.

La Grazia sanki “ağırlık olmadan lütuf olmaz” diye hüküm veriyor. Ağırlığı gördük. Peki lütuf? İzine bile rastlanmıyor.

Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.