Tahammülün suç ortaklığı

Tahammülün suç ortaklığı
tahammul-suc-ortakligi

Burnumuzun dibindeki savaşları her defasında biraz daha az konuşuyorum, daha az bağırıyor, daha çabuk alışıyorum. Çocuklar ölüyor, kameraya bakan sağlıkçılar, muhabirler, siviller ölüyor ama ben bu ölümleri telefon ekranından izlemeye öyle veya böyle alışıyorum. Bu alışma hali belki de en büyük çöküşüm oluyor. Sosyal medya akışında her acı bir sonrakine yer açmak zorunda kalıyor.

Gazze’de aylardır süren soykırımda on binlerce insan yaşamını kaybetti. En son kendimi birkaç haber sayfasını Instagram’da sessize alırken buldum. Alışkanlık haline gelen kayıtsızlık yalnızca politik değil aynı zamanda insani bir felaket. Görmemek, duymamak zamanla bir tür suç ortaklığına dönüşüyor. Üstelik savaş suçları, hukuksuzluk, adaletsizlik veya cezasızlık artık kimseyi şaşırtmaz, ayağa kaldırmaz oldu.

Yaşadığımız ülkede gözaltında kayıplar, sabaha karşı ev baskınları, sosyal medya paylaşımlarıyla tutuklananlar, yıllarca süren davalar... Çoğumuz gibi ben de yargıya güvenmiyorum elbette ama bir yandan da hiçbir şeyin değişmeyeceğine inancım o kadar değişken ki artık itiraz etmeye bile mecalim kalmıyor. Kendi güvenli alanıma çekildim ya da öyle sanıyorum. Bu geri çekilme yalnızca politik değil, büsbütün gündelik hayatıma da sindi. Sessiz kalmak, mesafeli olmak, kendi başıma kalmak daha kolay geliyor artık. Peki, öyle mi?

“Tahammül” kelimesi artık sabah metrobüs yolculuklarından işyerindeki sohbetlere, aile içi kırgınlıklardan sevgililer arasındaki gerilimlere kadar her yerde. Tahammül göstermeyi zayıflık, dinlemeyi zaman kaybı, merhameti taraf olmak sanıyoruz. Sanki herkes kendi hikayesinin merkezinde yalnızca kendi biricik acısına yer açabiliyor.

Görmek ise hem bir iktidar alanı hem de sorumluluk. Belki de bütün bu yorgunluk, olana bitene alışma ve susma hali tahammül eşiğimizin fazlasıyla aşındığını gösteriyor. Ne politik şiddete, ne gündelik kırılganlıklara, ne de başkasının varlığına yer açacak halimiz kaldı. Oysa tahammül yalnızca katlanmak değil duymaya, görmeye, anlamaya devam etmek olabilir mi?

Belki de bugünün en radikal eylemi bu: Başka bir insanın varlığına, fikrine, korkusuna, acısına tahammül edebilmek. Görebilmek, duyabilmek... Dinlemeden, anlamadan, birlikte kalmadan hiçbir şeyin iyileşmeyeceğini bilerek. Tahammül azaldıkça, alan daraldıkça, insana duyulan ihtiyaç artar diyebilir miyiz? Bana kalırsa, evet.

Ama bu yetmez. Salt duygudaşlık ve empati bizi bir yere götürmez. Daha iyi bir hayat, yalnızca bekleyerek ve dileyerek, yalnızca kendine odaklanarak kurulamaz. Bu yıkımın karşısında ancak kolektif akılla direnebiliriz. Bir araya gelerek, örgütlenerek, siyasi ve toplumsal programlar inşa ederek. Kolektifleşen umutsuzluğa karşı, tekil ama inatçı bir umut inşa etmek esastır. Birbirine yaslanan, aynı karanlıkta yürüyen ama birbirini gözeten bir yan yanalık...

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.