Tarihin sonu mu, aşırılıklar çağı mı, yoksa tamamlanmamış yirminci yüzyıl mı?

Tarihin sonu mu, aşırılıklar çağı mı, yoksa tamamlanmamış yirminci yüzyıl mı?
tamamlanmamis-yirminci-yuzyil-ekim-devrimi

Yirmi birinci yüzyılı yaşıyoruz. Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken, ABD’deki karşı devrimci Trump hükümetinin ve egemen sınıfın desteğini alan İsrail bütün Ortadoğu’yu hatta dünyayı tehlikeye atabilecek saldırgan tavırlarını sürdürüyor, Gazze’de soykırımı gitgide tırmandırıyor. Öte yandan, İran’a karşı emperyalist saldırının ardından ABD’nin Çin’e karşı savaş hazırlıkları bütün hızıyla devam ediyor. Tayvan üzerinden çıkabilecek ufacık bir kıvılcım ABD-Çin çatışmasına, dolayısıyla bir tür nükleer felakete yol açabilir.

İklim krizi derinleşiyor, sıcaklık görülmemiş seviyelerde seyrediyor. Türkiye’de barajların doluluk oranlarına dair uyarılar günden güne artıyor, şiddetli bir su kriziyle baş başa kalabileceğimiz dillendiriliyor. Şirketler, basına verdiği “doğa dostu” mesajların ötesinde iklim krizinin çözümünü hiç de kârlı bulmuyor. Michael Roberts, "İklimi düzeltmek hiç kârlı değil" başlıklı makalesinde kapitalizmin iklim krizini neden çözmek istemediğini açık biçimde gösteriyor: İklim krizinin çözümündeki en büyük engel kâr maksimizasyonudur.

Özellikle Ortadoğu’da yaşanan çatışmalar dolayısıyla göçmen sayısı hızla artış gösteriyor. Göçmenler gittikleri ülkelerde ucuz emek gücü olarak insanlık dışı koşullarda çalışmaya zorlanıyor, ayrımcılığa maruz bırakılıyor, hatta göçmen karşıtlığı üzerinden siyasal programlar şekillendiriliyor. Küresel düzeyde otoriterleşmenin önemli boyutlara ulaştığı bir dönemi yaşıyoruz. Demokrasinin çöküşü ile toplumsal eşitsizliğin ve sınıfsal uzlaşmazlıkların büyümesi el ele gidiyor. Siyasi liderler iktidarlarını devretmemek için acımasız yollara başvuruyor. “Kanlı kumar” diye kavramsallaştırılan, Erdoğan ve Netanyahu üzerinden örneklenen kutuplaştırıcı siyasetin seçim sonuçları üzerine etkisi bu acımasız yollardan yalnızca biri.

Kuşkusuz, yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğinin ardından yaşadıklarımız fazlasıyla korkutucu. Bu korkutucu dönemin yirminci yüzyıldan bakıldığında öngörülebilir olduğunu hatırlamak gerekiyor. “Tarihin sonu” teziyle Francis Fukuyama da, “Aşırılıklar çağı” teziyle Eric Hobsbawm da yaşananları yirminci yüzyılın bakiyesini (yanlış da olsa) okuyarak öngörmüştü. Yaşananları öngörmek zor değildi, önemli olan yaşananları kökten değiştirebilmekti. Fukuyama da Hobsbawm da yirminci yüzyılı karşı devrimci bir temelde ele aldıkları için karamsar öngörülerde bulundular, nihayetinde karamsar sonuçlara ulaştılar. Öncelikle Fukuyama ve Hobsbawm’ın neden karşı devrimci bir temel üzerinde yükseldiğini ele alalım. Ardından yirminci yüzyılı başka nasıl okuyabileceğimiz üzerine yoğunlaşarak “Umut var mı?” sorusunu soralım.

[mailerlite_form form_id=10]

Aşağılık bir çarpıtma: “Tarihin sonu”

Francis Fukuyama, 1989'da The National Interest dergisinde "Tarihin Sonu mu?" başlıklı bir yazı yayımlar, daha sonra epey ilgi görür. Fukuyama bu yazıyı temel alarak Tarihin Sonu ve Son İnsan adlı bir kitap da yayımlayacak, kitap önemli satış sayılarına ulaşacaktır. Fukuyama’nın temel tezi, liberal kapitalist demokrasinin insanlık açısından "aşılamaz bir ideali" temsil ettiği yönündeydi. Sözgelimi, ABD ve Avrupa’da her ne kadar eksik yönleriyle ilerlese de liberal kapitalist demokrasi bütün dünyada şu ya da bu şekilde uygulanabilse, belki dünya daha güzel bir yer olabilirdi.

Fukuyama da bu söylediklerine inanmamış olacak ki kitabı esasen kötümser bir temelde ilerliyordu. Yirmi birinci yüzyıla devredilecek savaşları, katliamları ve doğa katliamlarını öngördüğünden insanlığın geleceğine yönelik kasvetli bir tablo çiziyordu. Sovyetler'in yıkılması ve liberal Batı’nın "kesin zaferinin" müjdelenmesi bir dönem Fukuyama’ya ilgiyi oldukça artırmıştı ama asıl mesele kasvet noktasında düğümlendiğinden ilgi bir süre sonra düşüşe geçti. Fukuyama burjuvazinin nihai zaferini ilan ediyordu, oysa bununla ne yapacağını bilmiyordu.

Stalinist tahrifatın nihai sonu: Aşırılıklar çağı

Eric Hobsbawm hiç kuşku yok ki önemli ve bilgili bir tarihçiydi. Ancak geleceğe bakmak söz konusu olduğunda ait olduğu Stalinist geleneğin derin dehlizlerinde boğulduğunu söyleyerek başlamak yerinde olacaktır. Üyesi olduğu Birleşik Krallık Komünist Partisi’nin siyasal çizgisi bile yalnız başına bu iddiayı kanıtlar niteliktedir. Hobsbawm’a göre 1914-1991 yılları arası olarak dönemselleştirdiği “kısa 20. yüzyıl” bir “aşırılıklar çağı” olarak değerlendirilmeliydi ve tarih sayfalarında bir sapmayı temsil ediyordu. Ekim Devrimi, bir kez daha gerçekleşemeyecek ve bir kez daha temel alınamayacak önemli bir “büyük olay” olarak görülmeliydi.

Hobsbawm, SSCB’yi sosyalizm ile özdeşleştiriyor ve yıkılışını bu büyük sapmanın nihai sonu olarak görüyordu. Hobsbawm’dan geriye kalan neydi? Kötümser bir umut mu? Kitabının sonunda yer alan “Nereye gittiğimizi bilmiyoruz” söylemi, yirminci yüzyılı bir sapma olarak görmenin doğal bir sonucuydu. Hobsbawm hiçbir zaman SSCB içindeki Lev Troçki önderliğindeki sol muhalefete özel bir önem atfetmedi, bu gelenek üzerine eleştirel değerlendirmeler yapmaktan genel olarak kaçındı. Hal böyle olunca, geriye yirminci yüzyılın “sapmalarıyla” boğuşmak kalacaktı. Bunu yapamadan 2012'de yaşamını yitirdi.

Başka bir gelecek mümkün mü?

Yirminci yüzyıl ne tarihin sonudur ne de sapmalardan oluşan bir aşırılıklar çağıdır. Yirminci yüzyıl önemli devrimci atılımlara ve insanlık tarihinin en ilerici atılımına, Ekim Devrimi’ne tanıklık etmiştir. Ancak, özellikle Troçki’nin uyardığı üzere, bu devrim uluslararası alana yayılamadığı için karşı devrimle boğulmuştur. Devrimin uluslararası alana yayılamamasının temel nedeni, 1917 Ekim Devrimi’nin ardından Avrupa’da işçi sınıfına önderlik edecek Bolşevik türde partilerin yokluğudur. Daha sonra Stalinist “tek ülkede sosyalizm” programının benimsenmesiyle Ekim Devrimi’ne temel oluşturan "dünya sosyalist devrimi" stratejisi terk edilmiştir.

Yirminci yüzyılın bugüne bakiyesi, Troçki’nin Geçiş Programı’nda ifade ettiği üzere dünyadaki krizin tarihsel bir önderlik krizine indirgenmiş oluşudur. David North, Rus Devrimi ve Tamamlanmamış Yirminci Yüzyıl eserinde yirminci yüzyılın aslında Fukuyama ve Hobsbawm’ın okumasının aksine bugüne bakiyesinin önemli dersler barındırmakla birlikte “tamamlanmamış” oluşunda yattığını belirtmektedir. North, bu önemli eserinde  şöyle der: “Marksistlere göre, tarihsel olasılıklara yönelik bilimsel bir değerlendirmede, varoluşsal umutsuzluk kategorisine yer yoktur. Biz, var olan koşulları, bütün karmaşıklıklarıyla kavranabilecek ve onlara göre davranılabilecek olan (ve öyle olması gereken) yasaların belirlediği sosyoekonomik çelişkilerin geçici dışavurumları olarak anlıyoruz. Yirminci yüzyılın ‘tamamlanmamış’ karakterinin anlaşılması onun incelenmesine büyük önem verir.”

Yirmi birinci yüzyılda savaşlara, eşitsizliklere, iklim krizine ve faşizm tehlikesine karşı umutsuzluk varsa, bu geçmişin deneyimlerinin eksik ve hatalı incelenmesinden veya çarpıtılmasından kaynaklanmaktadır. Geleceğe iyimserlikle bakmak, tarihe ve işçi sınıfının tarihsel rolüne yönelik bilimsel bir kavrayışla mümkündür. Asıl mesele tarihsel önderlik krizini çözmekte yatmaktadır. Sonrası insanlığın parıldayan geleceğidir.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.