Tarihin lokomotifi bir türlü hareket etmiyor

Tarihin lokomotifi bir türlü hareket etmiyor
hitman-blood-money

2008 finansal krizi, yakın tarihin en büyük servet transferlerinden biriydi. Sözde orta sınıf ve zavallıca finansal güvenlik arzuları, uluslararası finans kapitalin demir çenesinde ezilip un ufak kalıncaya kadar öğütüldü. Böylece bir profesyoneller sınıfı, kendileri bu gerçekle hâlâ yüzleşemeseler de sıradan birer proletere indirgenmiş oldu. 2008 krizinin bir önemli sonucu daha var: neden ve nasıl olduğunu tam olarak bilemesem de, kolektif olarak ultra zenginlere belli ihtişam ve görkemlilik derecesi atfetmeyi bıraktık.

Kolektif psişenin üstündeki perdenin kalkması, ultra zenginleri sürünün geri kalanıyla eşit bir seviyeye getirmedi. Zamanla hedonistik festivallerin, servet gösterilerinin, gizli tarikatların Paris katakomblarında ya da Antik Roma kalıntılarında değil de sıradan iş merkezlerinde veya köşe ofislerinde toplanma ihtimalinin daha yüksek olduğunu kabullendik. Epstein Adası'ndaki bir oda fotoğrafının, zengin çocuk tecavüzcülerinin gizli tarikatının, iğrenç işlerini 90’larda orta sınıftan herhangi bir insanın salonu olabilecek cinsten bir yerde gerçekleştirdiğini göstermesinde içgüdüsel olarak tiksindirici bir şey var.

Böylece meselenin özüne varıyoruz. Burjuvalar, gelenekçi ve reaksiyoner kuklaları aracılığıyla ortalığa saçtığı estetiği üretme becerisine haiz değil. Zaman zaman da olsa üretimin estetik amaçlarla yapıldığı geçmiş çağlardan artakalan her ne varsa yeniden değerlendirebilirler. Halka açık forumları lüks kafelere, kütüphaneleri özel etkinlik alanlarına, demokratik kurumları üyelikle girilen centilmenler kulüplerine dönüştürebilirler ama nihayetinde maliyet-fayda analizi burjuvaziyi salt estetik için yaratmaktan men eder. Burjuvalar bir cam monoblok yaratabilir ya da hasbelkader, cam monoblok yapmaktan daha yüce bir hedefe sahipse, cepheye biraz dalgalanma, strüktüre de bazı boşluklar ekleyebilir. Nihayetinde maliyet-fayda analizi, kışın ısıtma maliyetlerini düşürme yolunun cam monobloktan geçtiğini dikte eder ve asıl önemli olan da budur. Yine de görünüşün de kendine haiz bir önemi vardır, böylelikle gizli tarikatların üyeleri de halkın gözünde asıl görüntülerine indirgenir: baştan ayağa tüccar, inanılmaz derecede psikopat, siyah ve kahverengi gömlekliler kadar üniformalı kadın ve erkek sıradan ölümlüler.

Fazlasıyla umut kırıcı, değil mi? Eğer tüm yanılsamalarımızdan arınıp bir distopyada yaşadığımız gerçeğiyle yüzleşsek bile, bize daha iyisi vaat edilmişti diye düşünebilir insan. Ne de olsa biz hayal kuran bir türüz, üstünde muazzam güzellikte demir harflerle yazılmış şirket isimlerini taşıyan ultra hızlı trenlerin bizi kolektif cezalandırma odalarımıza götürdüğünü, keskin yakalı kıyafetlerimizin üstünde personel numaramız yazan bakır broşları hayal etmekten bizi alıkoyan nedir? Atanmış yaşam alanlarımızın üstüne devasa kamburuyla çöken o görkemli, Viktoryen saat kulesi nerede? Yarın sabah beni uyandıracak bu plastik parçası da ne? Bütün bu saçmalıkların ecdadınızın favori üçüncü kişi görüş açılı (TPS) gizlilik oyunu Hitman: Blood Money ile ne alakası var?

[mailerlite_form form_id=10]

Tıpkı Gossip Girl (2007), Casino Royale (2006) gibi, Hitman: Blood Money (2006) de zenginlerin grup seks partilerini girift ve tematik taş işçiliğinin dikkatleri ortamdaki kan, ter ve döl damlalarından uzaklaştırabildiği zindanlarda gerçekleştirdiğine hâlâ inandığımız çağın son kalıntılarından biri. ABD askeri-endüstriyel kompleksinin payandalığını yaptığı bir diktatörü iktidara getirecek kirli anlaşmaların, Doğu’dan çalınmış çeşitli mistik ve egzotik eserlerin bulunduğu mermer döşeli çatı katlarında yapıldığına inanılan çağ. İçinde bulunduğumuz bu spesifik distopya versiyonunun beni sürüklediği bu hayal kırıklığı, kendimle ve dünyayı yöneten sınıf ile araya mesafe koyan eserlerde teselli aramaya yöneltiyor.

Hitman: Blood Money’de ultra zenginlerin seks kasetleri çektikleri grup seks partilerini bir buzulun yamacına oyulmuş brütalist bir tatil kompleksinde gerçekleştirmelerini seviyorum. Silah anlaşmalarını herhangi bir toplantı odasında orta düzey müdürlerle çevrelenmiş şekilde değil, bu olayı büyütüp debdebeli bir değil simültane ayarlanmış iki ayrı tematik maskeli balo kurarak gerçekleştirmelerini seviyorum. ABD'nin Vatikan büyükelçisinin pedofil ve aynı zamanda Paris’te opera tutkunu olmasını seviyorum. Bu mekanların erişilemezliğini ve gerçeküstülüğünü seviyorum. Kıyaslama yaparsak, Succession’daki grup seks partisi terk edilmiş bir yeraltı bakım tesisinde gerçekleşiyor, Ex Machina’daki teknoloji lordunun malikanesi sadece IoT özellikli bir cam monobloktan ibaret, ve Deus Ex: Mankind Divided (2016), küresel bir soykırım ve iç savaşa neden olabilecek komploların bile bölmelerle ayrılmış açık ofis planlarının varlığına mani olamadığını gösteriyor. Ultra zenginleri konu alan sanat ne kadar gerçekliğe yakınlaşırsa, hayatlarımızın ve geleceğimizin bu sınıf tarafından ne kadar sıradanlıkla, ne kadar umursamazca, ne kadar basit bir al-ver işlemiyle ipotek altına alındığı o kadar belirginleşiyor.

En azından yanılsamalarımızı besleyen bir distopyada, yani topos’daki dis’in hakkını gerçekten veren bir distopyada, hem zenginler hem de bilgisayar denen aletler fizik, zemin etüdü veya statik hesaplamaları gibi zavallıca gerçekliklerin farkında olmamalı. Speer tipi mega yapılar ve faydacıların beden ve zihin optimizasyonu takıntılı tasarımları hem gerçek hayatta hem sanatta en gerçeküstü halleriyle yer almalıydı. Öyle de olacaktı, ta ki 2008’de kolektif olarak (nasıl olduysa) distopyamızın da yönetici sınıfımızın da pek özel olmadığını ve Zaha Hadid dizaynlarını hak ettiğini öğrenene kadar. “Pek iyi yıllanmamış” tabirinden haz etmiyorum ama bu süregelen anakronizm hissinin Hitman: Blood Money’i hedeflenenden çok daha depresif bir deneyime dönüştürdüğünü de inkar edemem.

Bütün bu karanlığın içinde aydınlık nokta da olmalı. Teorik olarak, ultra zenginler bizim her gün zaman geçirdiğimiz yerlere ne kadar yakınlarsa, tarihin lokomotifini harekete geçirecek patlayan bir namlunun ucuna da o kadar yakın olurlar. 2020’lerin bu boğucu statükosunda, bizim büyük trajedimizin teorik olasılık ile pratik gerçeği birbirine kavuşturamayışımızdan kaynaklandığını hissetmek anormal değil. Buna rağmen Ajan 47 kaç tane pedofili, silah tacirini, seks kölesi tüccarını gümüş M1911’iyle tanıştırıp bize bir nebze katarsis sağlamak için yiğitçe çalışsa da lokomotif bir türlü hareket etmiyor. İşte bu trajik.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.