Troçki’nin mirası

Troçki’nin mirası
Lev-Trocki

Lev Troçki, hiç kuşkusuz, 20. yüzyılın devrim tarihine damgasını vurmuş en önemli figürlerden biridir. Asker, örgütçü, teorisyen, tarihçi ve polemikçi kimliğiyle hem devrimlerin başarı anlarında hem de yenilgi dönemlerinde özgün bir entelektüel üretim ortaya koymuştur. Onun adı, yalnızca Ekim Devrimi’nin zaferi ya da Kızıl Ordu’nun inşasıyla değil, aynı zamanda sosyalizmin yozlaştırılmasına karşı yürüttüğü uzlaşmaz mücadeleyle, faşizm karşısında geliştirdiği stratejilerle ve sürgün yıllarında yazdığı politik-teorik metinlerle anılır.

Ancak Troçki’nin mirasını tartışırken temel bir yanılgıdan kaçınmak gerekir. Onu dondurmak, yani koşullardan bağımsız, değişmez bir dogma haline getirmek veya tarihsel bağlamı göz ardı ederek ya toptan mahkum etmek ya da her alanda bugüne birebir uygulanabilecek bir kaynak gibi sunmak doğru değil. Troçki, 20. yüzyılın belirli koşulları içinde hareket etmiş, o dönemin çelişkilerini yansıtan ama aynı zamanda onları aşmaya çalışan bir devrimciydi. Onun mirasını sahiplenmek ancak eleştirel bir tarihsel okumayla mümkün olabilir.

Sürekli devrim ve eşitsiz-bileşik gelişme

Troçki’nin teorik mirası içinde en çok öne çıkan iki kavram, sürekli devrim ve eşitsiz-bileşik gelişmedir. 1905 Rus Devrimi’nin ardından şekillenen sürekli devrim anlayışı, devrim süreçlerinin ulusal sınırlarla sınırlı kalmayacağını, iktidarı alan proletaryanın zorunlu olarak uluslararası ölçekte devrimci süreci genişletmek zorunda olduğunu vurgular. Aynı zamanda, geri kalmış ülkelerde demokratik devrim ile sosyalist devrim arasındaki duvarın yıkılabileceğini, bu görevlerin birbirini takip eden aşamalar değil iç içe geçen süreçler olduğunu savunur.

Eşitsiz ve bileşik gelişme teorisi ise kapitalizmin dünya ölçeğinde eşitsiz bir gelişim yarattığını fakat bu eşitsizliklerin farklı toplumsal biçimleri yan yana getirdiğini açıklar. Böylece en ileri üretici güçlerle en geri üretim biçimleri aynı toplumsal yapıda çarpıcı biçimde iç içe bulunabilir. Troçki’nin bu kavrayışı, küreselleşme çağında hâlâ son derece işlevseldir. Bugün Ortadoğu’dan Latin Amerika’daki ayaklanmalara kadar pek çok örnek, eski ile yeninin bu türden eklemlenişini gözler önüne serer.

Bu iki kavramın güncelliği, onları mekanik biçimde tekrarlamaktan değil, metodolojik değerinden kaynaklanır. Troçki’nin yaptığı, kapitalizmin gelişme yasalarını tek çizgili evrim modellerine indirgemeyen, aksine farklı hız ve ritimlerin birbirine çarpmasını açıklayan bir bakış geliştirmektir. Bu, günümüz sosyalist hareketleri için hâlâ vazgeçilmezdir.

Lenin ile gerilimli yakınlığı

Troçki’nin Lenin’le ilişkisi, devrimci hareketin strateji ve örgüt anlayışındaki temel tartışmaları anlamak açısından verimli bir zemindir. Troçki, 1917’ye kadar ne Bolşeviklerin ne de Menşeviklerin saflarına katılmış, her iki eğilimin de hatalarını sert biçimde eleştirmiştir. Özellikle Lenin’in merkeziyetçiliğini, Rosa Luxemburg’a benzer bir dille, demokratik katılımı sınırlayan bir otoriterlik olarak görmüştür.

Ekim Devrimi’nde ise Lenin’in sürekli devrim perspektifini fiilen benimsemesiyle, Troçki Bolşeviklere katılmış ve iktidarın Sovyetler aracılığıyla alınmasının başlıca örgütleyicisi olmuştur. İkisi arasındaki bu yakınlaşma, devrimci hedefler konusunda sağlanan bir stratejik ortaklıktır ancak örgüt anlayışındaki gerilimler tamamen ortadan kalkmamıştır.

İç savaş yıllarında her iki lider de Bolşevik Parti diktatörlüğünü teorileştirmiş, emeğin militarizasyonunu ve sansürü savunmuştur. Bu, bugün sosyalist demokrasinin temel ilkeleri açısından sorunlu görünse de, tüm bunların dönemin ölüm kalım koşullarında şekillendiğini unutmamak gerek. Yine de bu otoriter yöneliş, Stalinizmin kurumsallaşmasına zemin hazırlayan unsurlardan biridir. Bu nedenle, Troçki’nin Lenin’le ilişkisi hem stratejik ortaklık hem de tarihsel eleştiri açısından iki yönlü okunmalıdır.

[mailerlite_form form_id=10]

Faşizmin modernliği

Troçki’nin 1930’larda geliştirdiği faşizm analizi ise hâlâ referans noktası olmayı sürdürüyor. Onu özgün kılan, faşizmi yalnızca eski muhafazakar otoriterlik biçimlerinin devamı olarak değil, modernliğin bağrından çıkan bir karşı-devrim olarak görmesidir. Faşizm, hem sanayi ve teknolojinin araçlarını kullanan hem de kitleleri seferber eden bir harekettir. Liderleri çoğunlukla egemen sınıftan gelmez ancak kriz koşullarında büyük sermaye tarafından desteklenirler.

Troçki’nin geliştirdiği faşizme karşı birleşik işçi cephesi stratejisi; sosyalistlerin ve sosyal demokratların, programlarını birleştirmeden, eylemde birlik kurarak faşizmin yükselişini durdurması gerektiği fikridir. 1930’ların Almanyası’nda bu çağrıya kulak asılmaması Nazi iktidarının önünü açmıştı.

Günümüzdeyse radikal sağ hareketlerin yükselişi karşısında Troçki’nin uyarıları halen geçerli. Sermaye sınıfı, neoliberal politikaların krize girdiği anlarda kendi düzenini korumak üzere radikal sağla ittifaka giriyor. Dolayısıyla demokratik hakları savunmakla sınırlı olmayan, sınıf temelli bir birlik anlayışı hâlâ güncel bir ihtiyaç.

Yasalar ile öznel irade arasında

Troçki, yalnızca bir devrimci değil aynı zamanda devrimlerin tarihini yazan bir tarihçidir de. Rus Devriminin Tarihi, hem analitik hem de anlatı gücüyle devrimci sürecin karmaşık dinamiklerini gözler önüne serer. Troçki bu kitabına, eşitsiz ve bileşik gelişme yasasını temel alarak başlar ancak sonunda devrimi belirleyen şeyin, ezilenlerin öznel müdahalesi olduğunu vurgular.

Bu, sosyalist hareket için kritik bir derstir: Devrim, tarihin “kaçınılmaz” yasalarının ürünü değildir; bilinçli örgütlenme, siyasi irade ve kitle seferberliği olmadan gerçekleşmez. Bu yaklaşım, Marksizmin determinizm tuzağına düşmeden tarihsel süreçleri anlaması açısından önemlidir.

20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçiş

Sonuç olarak Troçki’nin teorik araçları, enternasyonalist vizyonu, bürokratizme ve otoriterliğe karşı tavrı, günümüz sosyalist hareketleri için hâlâ ilham kaynağıdır. Örneğin, ulusal ölçekteki mücadelelerin küresel kapitalizmin yapısı içinde ancak uluslararası bir koordinasyonla başarıya ulaşabileceği fikri bugün daha da günceldir. Ya da bir kez daha altını çizmek gerekirse, demokratik hakları savunmak, sınıf temelli birlik stratejisiyle birleşmediğinde, bunun radikal sağ tehditler karşısında yetersiz kalacağını öngören “faşizme karşı birleşik cephe” anlayışı da bugün fazlasıyla geçerlidir.

Elbette her büyük devrimci gibi Troçki’nin düşünceleri de, bugünün sorunlarına yanıt veren doğrudan çözümler sunmaz. Yine de onun teorik berraklığı, stratejik esnekliği ve enternasyonalist perspektifi, dünya işçi sınıfı ve sosyalist hareketi için hâlâ değerli bir mirastır. Onu tarihsel bağlamı içinde ama günümüzle diyalog halinde okumak, Troçki’nin mirasına layık olmanın en doğru yoludur. Yalnızca böyle bir okuma, geçmişin hatalarından ders çıkarırken, geleceğin devrimci stratejilerini şekillendirmek için sağlam bir entelektüel zemin sunabilir.


*Bu yazının ilk versiyonu Mecra'da yayımlanmıştır.

Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi geleceği ziyadesiyle belirsiz bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitirmiş medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini göstermek istiyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.