Yapay zeka balonu yeni değil
OpenAI’ın CEO’su Sam Altman bu yılın başında San Francisco’da gazetecilere yapay zeka sektörünün bir balonun içinde olduğunu söylediğinde, Amerikan teknoloji piyasası anında tepki verdi. Yapay zeka pilot projelerinin yüzde 95’inin başarısız olduğuna dair veriler de eklenince, yatırımcılar Altman’ın sözlerini genel bir uyarı olarak yorumladı. Altman her ne kadar esasen halka açık teknoloji devlerinden ziyade özel girişimler hakkında konuşmuş olsa da bazıları bunu bütün sektör için yapılmış bir değerlendirme gibi algıladı.
Örneğin, teknoloji milyarderi Peter Thiel elindeki Nvidia hisselerini sattı. The Big Short filmiyle de tanınan Amerikalı yatırımcı Michael Burry ise Palantir ve Nvidia gibi şirketlerin değer kaybedeceği yönünde milyonlarca dolarlık yatırım pozisyonları aldı. Altman’ın açıklaması yalnızca belirli şirketlerin kırılganlığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda Karl Marx’ın yaklaşık 150 yıl önce öngördüğü daha köklü bir eğilimi hatırlatıyor: Artık üretimde kârlı bir yatırım alanı bulamayan sermaye fazlası sorunu.
Marx'ın kriz teorisi
Yapay zekanın geleceği elbette tartışma konusu değil. Dot-com balonu patladıktan sonra internet nasıl ayakta kaldıysa bu teknoloji de öyle varlığını sürdürecek. Asıl tartışma konusu, yapay zeka son birkaç yıldır vaat ettiği spekülatif getirileri sağlayamaz hale geldiğinde sermayenin nereye akacağıdır. Bu soru bizi doğrudan Marx'ın aşırı sermaye birikimden kaynaklanan krizlere ilişkin analizine yönlendirir.
Marx’a göre bir ekonomide biriken sermaye artık kârlı bir şekilde yeniden yatırılabilecek alan bulamadığında istikrarsızlık ortaya çıkar. Marx’ın açıkladığı biçimiyle, sermayenin aşırı üretimi yapılan ek yatırımların artık yeni artı-değer yaratamadığı durumlarda ortaya çıkar. Üretim yoluyla kârlı biçimde değerlendirilemeyen fazla sermaye bu kez spekülatif alanlara yönelir.
Teknoloji yatırımları ekonomik zayıflığı gölgeliyor
Yıllar boyunca korunan düşük faiz oranları ve pandemi dönemindeki likidite bolluğu, şirket bilançolarını şişirdikçe şişirdi. Bu likiditenin önemli bir kısmı teknoloji sektörüne aktı, “Muhteşem Yedili” diye anılan Amazon, Alphabet, Meta, Apple, Microsoft, Nvidia ve Tesla şirketlerinde yoğunlaştı. Bu şirketler olmadan piyasa performansı negatif görünecekti. Bu durum teknolojik canlılığı değil, aksine üretime ilişkin maddi bir temeli olmayan, aşırı değerlenmiş dar bir varlık grubunda yoğunlaşan sermayeyi gösteriyor.
Bu, Marx’ın ifadesiyle, “üretimde maddi bir temeli olmaksızın dolaşıma sürülen paradır” yani reel ekonomik faaliyetle bağı zayıf olan bir sermaye hareketidir. Bunun sonucu olarak yatırımın daha azı “reel ekonomiye” ulaşır, bu da ekonomik durgunluğu ve hayat pahalılığı krizini derinleştirir. Ancak her ikisi de resmî GSYİH göstergeleri eliyle büyük ölçüde görünmez hale getirilir.
Yapay zeka nasıl son çözüme dönüştü?
Marksist coğrafyacı David Harvey, Marx’ın içgörüsünü “mekansal-zamansal sabitleme” (spatio-temporal fix) kavramıyla genişletir. Bu kavram, sermayenin durgunluğu geçici olarak aşmak için ya yatırımları geleceğe yönelik ertelemesini ya da yeni coğrafi alanlara yayılmasını ifade eder. Aşırı birikim, emek, üretim kapasitesi ve para-sermayenin artık kârlı bir şekilde kullanılamayacak kadar biriktiği bir durum yaratır. Sermayenin fazlası kayıp yaşamamak için uzun vadeli projelere yönlendirilir, böylece kriz bir süre ertelenir ve sermayenin yeni alanlarda değerlenebilmesi için fırsatlar yaratılmış olur.
Yapay zeka patlaması hem zamansal hem de mekansal bir çözüm işlevi görüyor. Zamansal bir çözüm olarak, yatırımcılara gelecekte elde edileceği varsayılan, fakat muhtemelen hiçbir zaman gerçekleşmeyecek kârlılık vaatleri sunuyor. Marx’ın “kurgusal sermaye” dediği şey tam olarak budur: Reel ekonomide, yani mal üretimine dayanan maddi karşılığı zayıf olmasına rağmen bilançolarda varlık olarak görünen sermaye türü. Mekansal boyutta, veri merkezleri, çip üretim tesisleri ve maden çıkarma bölgelerinin genişlemesi, devasa fiziksel yatırımlar gerektiriyor. Bu projeler sermayeyi değerlendirirken, yeni coğrafi alanlara, yeni emek piyasalarına ve yeni hammadde sınırlarına bağımlı oluyor. Ancak Altman’ın itirafının da gösterdiği üzere, ABD Başkanı Donald Trump’ın korumacı önlemleri küresel ticareti zorlaştırdıkça bu yatırım alanları artık sınırlarına ulaşmaya başlıyor.
Spekülatif sermayenin maliyeti
Aşırı birikimin sonuçları yalnızca şirketleri ve yatırımcıları etkilemekle kalmaz. Bu sonuçlar, doğrudan ve somut biçimlerde hissedilir. Marx’a göre sermayenin aşırı üretimi, mevcut sömürü oranlarıyla etkin biçimde kullanılamayan üretim araçlarının ve yaşam gereksinimlerinin aşırı üretimine karşılık gelir. Başka bir deyişle, durgun satın alma gücü, sermayenin üretildiği hızda değerlenmesini engeller.
Kârlılık düştükçe, ekonomi çalışanların ve hisse senetlerine bağlı emekli gelirlerinin yok edilmesi gibi yollarla dengesizliği giderir. Tarih bunun çarpıcı örnekleriyle doludur. Dot-com balonunun patlaması küçük yatırımcıları yok ederken, bütün güç hayatta kalan şirketlerde yoğunlaştı. 2008 mali krizi milyonları evlerinden ederken, finansal kurumlar kurtarıldı. Bugün ise büyük varlık yöneticileri olası dalgalanmalara karşı şimdiden önlem alıyor; örneğin, Vanguard portföyünü önemli ölçüde sabit getirili yatırım araçlarına kaydırdı.
Spekülasyon büyümeyi tetikliyor
Yapay zeka balonu sadece bir teknolojik gelişme değil, esasen yapısal baskıların bir belirtisidir. 20. yüzyılın başında Marksist ekonomist Rosa Luxemburg, genişlemiş üretimin gerektirdiği sürekli artan talebin nereden geleceğini sorgulamıştı. Luxemburg’un yanıtı, Marx ve Harvey’in tespitleriyle paralellik gösteriyor: Üretim kanalları daraldığında sermaye ya yeni alanlara yönelir ya da spekülasyona kayar.
ABD, artık ikinci yolu tercih ediyor. Bugün şirketlerin yapay zeka altyapısına yaptığı harcamalar, hanehalkı tüketiminden daha fazla GSYİH büyümesine katkı sağlıyor. Bu alışılmadık durum, büyümenin ne kadarının üretken yatırımdan ziyade spekülatif yatırımlardan kaynaklandığını gösteriyor. Bu süreç kâr oranlarını düşürüyor ve spekülatif akış tersine döndüğünde ekonomik daralma kaçınılmaz olacaktır.
Gümrük vergileri sermaye üzerindeki sıkışmayı artırıyor
Mali enflasyon, sermayenin daha önce yeni fiziksel veya coğrafi pazarlara yönelmesini sağlayan geleneksel “basınç tahliye” yollarının daralmasıyla şiddetlendi. Gümrük vergileri, yarı iletken ihracat kontrolleri ve misilleme amaçlı ticaret önlemleri, sermayenin dünya genelinde hareket edebileceği alanı daralttı.
Sermaye, yerel ekonominin yapısal baskılarından kolayca kurtulamadığı için, kayıpları ertelemek amacıyla borçları öne çekmek veya varlık fiyatlarını şişirmek gibi finansal araçlara yöneliyor. Ancak bu yöntemler, kriz zamanı geldiğinde kırılganlığı daha da artırıyor. ABD Merkez Bankası Başkanı Jerome Powell’ın faiz indirimlerine açık olması, ucuz krediye yeniden yönelim sinyali veriyor. Düşük borçlanma maliyetleri, sermayenin kayıpları geçici olarak örtebilmesine ve yeni spekülatif döngüleri başlatmasına olanak tanıyor.
Marx, bu durumu faiz getiren sermaye analizinde açıklamıştır: para piyasaları, gelecekteki üretim üzerinde, mallar biçiminde gerçekçi olarak elde edilebilecek miktardan fazla hak iddiaları yaratır. Bunun sonucu olarak, hanehalkı kaldırabileceğinden fazla borçlanmak zorunda kalır ve böylece durgunluk krizinin yerini bir tüketici kredisi krizi alır.
Balonlar ve toplumsal risk
Yapay zeka balonu, hükümetlerin yatırımları uluslararası düzeyde yönlendirme alanının kısıtlı olduğu ve ekonominin giderek kırılganlaşan kredilerle ayakta tutulduğu bir ortamda patlarsa, sonuçlar ciddi olabilir. Sermaye yok olmayacak, bunun yerine faiz indirimine hevesli bir ABD Merkez Bankası tarafından şişirilen tahvil piyasaları ve kredi araçlarında yoğunlaşacaktır. Bu durum krizi önlemez; sadece maliyetleri aşağıya, emekçilerin sırtına aktarır.
Balonlar kazara oluşmaz. Tam aksine, balonlar aşırı sermayeyi eritmek üzere kendini tekrarlayan mekanizmalardır. Eğer Trump’ın korumacılığı mekansal çıkışların kapanmasını sürdürür ve zamansal çözümler giderek daha riskli kaldıraçlara dayanırsa, sistem varlık fiyatlarının şişmesi, çöküş ve yeniden devlet müdahalesi döngüsüne doğru sürüklenir. Yapay zeka varlığını sürdürecek ancak onu çevreleyen spekülatif balon daha derin bir yapısal sorunun göstergesidir. Bu sorunun maliyeti de nihayetinde en fazla işçi sınıfının sırtına yüklenecektir.
*Bu yazı Bala Ulaş Ersay tarafından Elliot Goodell Ugalde'nin The Conversation'da yayımlanan makalesinden çevrilmiştir.
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.
Comments ()