Yine mi iyilerin ve kötülerin savaşı?

Yine mi iyilerin ve kötülerin savaşı?
Epstein-Suicide

ABD hükümetinin seks suçlusu Jeffrey Epstein hakkında yürüttüğü soruşturmaya ait milyonlarca sayfalık yeni belgelerin yayımlamasıyla dünyanın en zengin ve güçlü insanlarından bazılarının Jeffrey Epstein ile bağlantılarının bulunduğu görüldü. “Epstein belgeleri” diye adlandırılan dokümanlarda Richard Branson, Bill Gates, Elon Musk ve Noam Chomsky gibi birçok tanınmış isim yer alıyor.

Belgelerin yayımlanmasının hemen ardından bütün dünya çalkalanırken karşımıza yine o tanıdık anlatı çıktı: İyilerin ve kötülerin savaşı. Yani karmaşık olanı sadeleştiren, bütün meseleyi ahlaki çatışmaya indirgeyen ve “vicdanımıza dokunan” bir çerçeve çizildi. Bu çerçeve bize dünyayı anlamak için iki boyutlu karakterler ve masalsı bir anlatı sunuyor: Suçlular, kurbanlar, canavarlar ve masumlar. Taraflar belirleniyor, öfkemiz anında yön buluyor. Fakat bu noktada, “iyiler ve kötüler” anlatısı bir açıklama biçimi olmaktan çıkıp bir düşünme sınırına dönüşüyor. Çünkü kötülüğü yalnızca belirli kişilere atfettiğimiz anda, onu mümkün kılan karmaşık ilişkiler ağını düşünmeyi bırakıyoruz.

Epstein bir “canavar” oluyor, onun etrafındaki isimler “ahlaki açıdan çürümüş kötü, sapkın bireyler” haline geliyor. Bu doğru ama eksik. Çünkü bu anlatı şu soruyu sistematik olarak askıya alıyor: Böyle suçların bu kadar uzun süre, bu kadar görünürlük kazanarak bu kadar dokunulmaz biçimde var olabilmesini sağlayan toplumsal, ekonomik ve politik koşullar neler? Yani mesele sadece bazı insanların sapkınlığı değil, o sapkınlığı koruyan, gizleyen, finanse eden ve normalleştiren bir iktidar mimarisi. İktidarın, sermayenin ve statünün suçla kurduğu ilişki. Bazı hayatların satın alınabilir, bazı suçların örtülebilir, bazı bedenlerin ise harcanabilir olması. İyiler ve kötüler anlatısı burada işlevsel hale geliyor. Çünkü kötülüğü kişiselleştirerek tarihsizleştiriyor. Yapısal bozukluğun üstünü örterken, kötülüğü bir karakter meselesine dönüştürüyor. Böylece Epstein giderse, dosyalar açıklanırsa, birkaç “kötü” teşhir edilirse, sanki karanlık derhal dağılacakmış gibi bir his yaratılıyor.

Bu anlatının bir başka sonucu da şu: Bizi ahlaki olarak konumlandırırken politik olarak etkisizleştiriyor. İyilerin tarafında yer aldığımızı düşünürken, kendimizi düzenin dışına yerleştiriyoruz. Seyirci oluyoruz, öfkeleniyoruz, lanetliyoruz ama o düzenin içinde nasıl konumlandığımızı, ondan nasıl faydalandığımızı ya da ona nasıl uyum sağladığımızı düşünmüyoruz. Böylece kötülük hep onların, yani başkalarının meselesi haline geliyor. Biz sadece izleyen olarak kalıyoruz, böylece sistemi değiştirme, taşları yerinden azıcık bile olsa kımıldatabilme imkanımız elimizden alınıyor.

Oysa gerçek karanlık çizgi filmlerdeki gibi kötülerin varlığından çok daha fazlasına işaret ediyor. İktidar, güç ve sermaye ilişkilerinin ifşasına ihtiyacımız belki de her zamankinden daha fazla. Yaşadığımız her karanlığın ardından olayı iyi kalpli Külkedisi ve zalim üvey annesi şeklinde anlamlandırmaya, böylece vicdanları temize çekmeye çalışan bu masalsı ve gerçeklikten kopuk anlatı nedeniyle kötülüğü yaratan sistem kendini gizliyor, yurttaşların özne olma hakkı ellerinden alınıyor ve hiçbir şey köklü olarak değişmiyor. Kötüler değişiyor, isimler değişiyor, dosyalar değişiyor ama karanlık aynı kalıyor.

[mailerlite_form form_id=10]

Sorun insanların kötü olması değil, bazı insanların sistematik olarak her yaptırımdan azade olabilecek kadar güç sahibi olması. Bu güç, tek tek kişilerin karakterinden değil sermaye birikiminden geliyor. Bu yüzden Epstein meselesi bir “ahlaksızlık skandalı” değil, bir sistem meselesi. Cinselliğin, bedenin, şiddetin ve suçun para ve iktidarla nasıl iç içe geçtiğinin kristalize olmuş bir örneği. Bir sapma değil, bir yoğunlaşma noktası. Sistemin kendi mantığını, varoluşunu en çıplak haliyle gösterdiği anlardan biri.

Eğer kötülüğü kişilere sabitlersek, bunları var eden yapıyı sorgulamayız. Eğer Epstein’ı bir canavar olarak kodlarsak, onu mümkün kılan düzeni normal kabul ederiz. Böylece sistem kendini temize çıkarır, suç bireyde kalır, yapı görünmez olur. "İyiler ve kötüler" anlatısı da bu yüzden ideolojiktir. Çünkü bize dünyayı yanlış anlatmaz, eksik anlatır. Bazı şeyleri gösterirken, belirleyici olanı gizler. Gerçekliği çarpıtarak değil, kısmen göstererek ideoloji üretir. FBI süzgecinden geçtikten sonra ABD Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı milyonlarca sayfa belge işte tam olarak bunu yapıyor: Bir şeyleri ifşa ederken, belirleyici olanı gizliyor. Bize isimler, yüzler, skandallar gösteriliyor ama suçun nasıl bu kadar uzun süre, bu kadar açık ve bu kadar dokunulmaz biçimde var olabildiği konuşulmuyor. Sosyal medyada bu karanlık ilişki ağları “çocuk istismarı” başlığı altında, daha çok şok edici detaylar ve popüler isimler etrafında tartışılıyor. Oysa asıl soru sürekli erteleniyor: Herkesin bildiği bir suç, herkesin gözü önünde gerçekleşirken, nasıl oluyor da kimse gerçek anlamda yargılanamıyor? Ve bu cezasızlık hali hangi iktidar, hangi güç ve hangi sermaye ilişkileri sayesinde mümkün oluyor?

Söz konusu anlatının en politik sonuçlarından biri de şu: Bu anlatı, bizi öfkelendirir ama örgütlemez. Şok eder ama harekete geçirmez. Çünkü düşmanımız vardır ama mücadele alanımız yoktur. Kötüler vardır ama dönüştürülecek bir yapı yokmuş gibi davranılır. Böylece kötülükle savaş, politik bir mücadele olmaktan çıkar, ahlaki bir tepkiye dönüşür.

Masallarda kahramanlar vardır ama düzen yoktur. O yüzden kötü yenilince her şey düzelir ve masal mutlu sonla biter. Oysa gerçek hayatta “kötüyü” gönderince masal bitmiyor, yerine bir başka kötü geliyor. Bu masalsı yapı, sadece küresel skandallarda değil, yerel siyasette de aynı biçimde çalışmıyor mu? Türkiye’nin politik tarihindeki figürlere şöyle bir baksanıza mesela, kötüler bitti mi ya da bitecek mi?

Sorun kişiler değil, o kişileri sürekli üreten yapıların ta kendisi. Savaşımız kötülerle değil de kötüleri yeniden üreten mevcut sistemle olmadıkça masal dinlemeye, kandırılmaya, seyirci koltuğunda ağlamaya devam edeceğiz. Doğru soruları sormadığımız sürece, her ifşa dalgası sadece yeni bir masal üretecek: Yeni kötüler, yeni skandallar, yeni hayal kırıklıkları ama hep aynı skandalları üreten düzen. Oysa bütün dünyaya çok daha fazlası lazım.

Desteğiniz bizim için önemli. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Türkiye gibi ifade özgürlüğünün sürekli tehdit altında olduğu bir ülkede, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini küresel ölçekte yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğine inanıyor, eleştirel düşünceyi müşterek bir toplumsal değere dönüştürmeyi hedefliyoruz.

Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için fazlasıyla değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz. Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederiz, iyi ki varsınız.