Z kuşağı barikatları aşarken
Mevcut iktidarın her şeyi yapabileceğini kabul ederek devam ediyoruz hayata. Bu, hem içinde olduğumuz karanlığı hem de devletleşmiş bir partinin yetkilerini nasıl aşabileceğini veya fütursuzca kullanabileceğini bilmemizden kaynaklanıyor. Hukuksuzluğun ne denli sınırsız, karanlığın ne denli sonsuz göründüğünü biliyoruz. Memleketin geçmişi uçsuz bucaksız adaletsizliklerle dolu. Sadece 22 yılımız değil, geride kalan yüzyılımız adaletsizlik vesikası halinde. Ama bakmayı bilen gözler için düştüğümüz yerden birlikte kalktığımız anlar da yok değil. Doğru yere bakmak, gördüklerimizden ders çıkarmak bu noktada büyük önem taşıyor.
Önümüzdeki seçimlerin muhtemel cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik 19 Mart’ta başlayan hukuksuz bir süreç dahilinde Ekrem İmamoğlu ve beraberinde bir dizi isim gözaltına alındı. İmamoğlu’nun gözaltına alınmasının ardından kitleler Türkiye genelinde ayağa kalktı, mesele İmamoğlu’nu aştı, toplumun sabrı taşarken sokaklarda barikatı ilk aşanlar İstanbul Üniversitesi öğrencileri oldu.
Turan Emeksiz, 1960’ta Demokrat Parti’nin baskılarına karşı yükselen binlerce sesten biriydi. 28 Nisan 1960'ta İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin Demokrat Parti iktidarına karşı düzenlediği protestolar esnasında Beyazıt Meydanı’nda polis tarafından vurularak öldürüldü. Bugün, 65 yıl sonra Turan Emeksiz’in kardeşleri aynı yerde başladılar istibdada karşı seslerini yükseltmeye. İstanbul Üniversitesi, ODTÜ, Hacettepe ve daha birçok üniversite eylemlerini polis müdahalesine rağmen sürdürüyor. Bir anlamda Deniz Gezmiş’in, Mahir Çayan’ın, Ulaş Bardakçı’nın, Ethem Sarısülük’ün, Ali İsmail Korkmaz’ın düştüğü yerden ayağa kalkıyor gençler, geçmişin mirasını nasıl devraldıklarını gösteriyorlar bütün memlekete. Birlik oluyorlar, müthiş bir direnişin meşalesini onurla taşıyorlar ve pırıl pırıl parlıyorlar. Bir tarafta tetikçiler, alçaklar, korkaklar, troller; diğer tarafta geleceksiz, güvencesiz bıraktıkları gençler var. “Hayatı anlamaktan yoksun, gerçekleri görmekten uzak” diye nitelenen gençlerin öfkesi pankartlarından taşıyor, yüzümüzü gülümsetiyor ve bütün ülkeye kavganın bitmediğini, henüz yenilmediğimizi haykırıyor.
Peki, kim bu gençler? Nereden çıktılar? Neden bu kadar öfkeliler? Barınma krizinin ortasında bırakılıp kalacak yurt bulamayan, yoksulluk nedeniyle eğitimini yarıda kesmek zorunda kalan, bozuk yurt asansörlerinde ihmallerle öldürülen, yoksulluk ve işsizlik nedeniyle inşaatlarda çalışırken hayattan koparılan, yarından ümidini kestiği için intiharı izlenen, hayatları yaşamaya değer bulunmayan milyonlarca genç... Birileri ne kadar yok saymaya, sindirmeye çalışırsa çalışsın dimdik karşımızdalar.
Bu gençler AKP’li yıllarda yoksulluk ve geleceksizlikle sınandı, sınanmaya da devam ediyor. Genç yoksulluğu her geçen gün artıyor, sadece bugünü değil yarını da ellerinden alınmış gençler geleceksizliğin yarattığı haklı bir isyanla sokaktalar. Türkiye korkunç bir genç işsizliği ile karşı karşıya. Eğitim ve istihdam dışı genç oranında Avrupa birincisiyiz, ülke genelinde 15-24 yaş arası gençlerin dörtte biri ne eğitimde ne de istihdamda yer alıyor. Maruz kaldıkları bu koşullar nedeniyle gençler iş bulma ümitlerini kaybettiler ve iş aramaktan dahi vazgeçtiler.
Eğitim kurumları, bilimin ve özgür düşüncenin yuvası olmaktan çıkarılıp piyasaya teslim edildi. Üniversiteler birer şirkete, öğrenciler ve aileleri de müşteriye dönüştürülürken, eğitim hakkı yalnızca parası olanlar için bir seçenek haline getirildi. Barınma krizi ve fahiş yemek fiyatları, öğrencileri açlık ve sefaletle baş başa bıraktı. Bu ticarileşme süreci, gerici politikalara alan da açtı. Devletin sağlaması gereken barınma olanakları yetersiz kaldı, öğrenciler cemaat ve tarikat yurtlarına mecbur edildi. Bunlara ek olarak, akademi de bütünüyle itibarsızlaştırıldı. Liyakatsiz atamalarla eşler, dostlar ve akrabalar “akademisyen” yapılırken, muhalif görülen akademisyenler bir kararnameyle üniversitelerden tasfiye edildi. Kampüslerin bölünmesi, köklü üniversitelerin adlarının değiştirilmesi ve eğitim kurumlarının şehir dışlarına sürülmesi üniversiteleri ticari işletmeler haline getirirken, öğrencileri de niteliksiz eğitimin ve güvencesiz iş hayatının girdabına sürükledi.
Gençler yoksullukla ve işsizlikle sınandılar, iş bulduklarında esnek ve güvencesiz koşullarda sömürüldüler, eğitim ve istihdamda eşitsizliklerin ortasına bırakıldılar, baskılarla yıldırıldılar. İşte bunlarla sınanan Z kuşağı, bu memleketin haysiyetine leke sürülemeyecek isyan geleneğinden aldığı iradeyle yolumuzu aydınlatıyor.
Dünün gençleri bugünü ve geleceği inşa etmiş, anlaşılan o ki şimdinin gençleri de bu geleneği sürdürüyor. Biz varız ve yarınımız kimsenin eline bırakılamayacak kadar kıymetli diyorlar. İyi ki diyorlar. Enver Gökçe, Turan Emeksiz için yazdığı ve sonraları Ahmet Kaya bestesiyle dilimize dolanan şiirinde ne diyordu hatırlayalım: "Yine düşman elindeydi vatan, ya katlime ferman ya derdime derman…"
Size ihtiyacımız var. Buraya kadar geldiyseniz, hatırlatmak boynumuzun borcu. Ülkemizde herkesin malumu olan zorlu koşullarda, elimizden geldiğince nitelikli yayıncılık yapmanın imkanlarını araştırıyoruz. Güvenilirliğini gitgide yitiren medya alanında hâlâ iyi işler çıkarılabileceğini kanıtlamak ve eleştirel düşünme alışkanlığını müşterek bir değere dönüştürmek istiyoruz.
Bağımsız yayıncılığı desteklemeniz bizim için çok değerli. vesaire'nin dağıtımının sürekliliğinin sağlanmasında ve daha geniş kesimlere ulaşmasında okurlarımızın üstlendiği sorumluluk özel bir anlam taşıyor. İmkanınız varsa, vesaire'yi desteklemek için patreon sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
Comments ()